Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zafer Özcivan / Ekonomist
Zafer Özcivan / Ekonomist

Yöneten ile yönetilen arasındaki mesafe

Bir toplumun gücü yalnızca ekonomisiyle, yollarıyla, binalarıyla veya teknolojisiyle ölçülmez. Bir ülkenin gerçek gücü, yöneten ile yönetilen arasındaki ilişkinin sağlıklı olup olmadığıyla da anlaşılır. Çünkü bir yerde yöneticiler ile vatandaşlar arasında büyük bir mesafe oluşmuşsa, o mesafe zamanla sadece fikir ayrılığına dönüşmez; güven kaybına, iletişim eksikliğine ve toplumsal kırılmalara da yol açabilir.

Aslında “mesafe” derken yalnızca fiziksel bir uzaklıktan söz etmiyoruz. Bugün insanlar yöneticilerini televizyonlarda, telefon ekranlarında, sosyal medyada her gün görebiliyor. Eskiden bir vatandaş devlet yöneticisini belki yılda birkaç kez görürdü, bugün ise her gün görüyor. Ancak görmek başka, anlaşılmak başka şeydir.

Bir vatandaşın en büyük beklentisi, kendisini yöneten insanların kendi hayatını anlayabilmesidir. Pazara çıkan bir annenin fiyatlara bakarken yaşadığı sıkıntıyı, iş arayan gençlerin kaygılarını, emeklinin ay sonunu nasıl getireceğini düşünmesini, çiftçinin ürününü satma telaşını hissedebilmek önemlidir. İnsanlar yöneticilerinden sadece karar vermelerini değil, aynı zamanda kendi gerçekliklerini görmelerini de ister.

Çünkü yönetmek sadece makamda oturmak değildir. Yönetmek, toplumun sesini duymaktır.

Ancak zaman içinde bazı toplumlarda yönetenlerle yönetilenler arasında görünmez bir duvar oluşmaya başlar. Bu duvar betonla örülmez. Bu duvarı bürokrasi, iletişim eksikliği, güç duygusu ve günlük hayatın gerçeklerinden uzaklaşmak oluşturur.

Örneğin bir vatandaş elektrik, kira, gıda ve ulaşım masraflarını hesaplayarak yaşamaya çalışırken; eğer yöneticilerin konuşmaları onun yaşadığı hayatla uyuşmuyorsa insanlar kendilerini uzak hissedebilir. Çünkü insanlar sadece rakamlarla yaşamaz. İnsanlar duygularla, umutlarla ve beklentilerle yaşar.

Bir ülkede ekonomik veriler olumlu olabilir ama insanlar hayatlarında bunu hissetmiyorsa arada bir kopukluk oluşabilir. İşte yöneten ile yönetilen arasındaki mesafe bazen tam burada ortaya çıkar.

Bu durum aile içinde bile yaşanabilir. Anne-baba çocuklarını dinlemezse zamanla çocuk içine kapanır. İş yerinde patron çalışanı anlamazsa çalışan sadece görevini yapmaya başlar. Aynı durum toplumlarda da geçerlidir. İnsanlar seslerinin duyulmadığını düşündüğünde yavaş yavaş uzaklaşmaya başlar.

Demokrasinin en önemli taraflarından biri de bu mesafeyi azaltma çabasıdır. Seçimler bunun bir parçasıdır ama tek başına yeterli değildir. İnsanların görüşlerinin alınması, sorunlarının dinlenmesi, eleştirilerin dikkate alınması da gerekir.

Çünkü vatandaş yalnızca seçim zamanlarında hatırlanmak istemez. İnsanlar yılın her günü değer görmek ister.

Bir kahvehanede oturan emeklinin konuşması, bir esnafın dükkânındaki sıkıntısı, üniversite öğrencisinin geleceğe dair endişesi bazen uzun raporlardan daha fazla şey anlatabilir. Çünkü toplumun gerçek sesi çoğu zaman sokakta duyulur.

Yöneticiler toplumdan uzaklaştıklarında önemli bir risk ortaya çıkar: Kararlar kâğıt üzerinde doğru görünse bile gerçek hayatla uyuşmayabilir.

Çünkü masa başında yapılan hesaplar her zaman hayatın içindeki sorunları tam göstermez. Bir şehirde ulaşım planı hazırlanabilir ama o yolu her gün kullanan insanların yaşadığı sıkıntı bilinmezse eksiklikler oluşabilir. Ekonomik kararlar alınabilir ama vatandaşın cebindeki gerçek durum görülmezse beklenen sonuç ortaya çıkmayabilir.

Diğer taraftan yönetilenlerin de sorumlulukları vardır. Sağlıklı toplum yalnızca yöneticilerle kurulmaz. Vatandaşların da ülkesine sahip çıkması, sorunlara duyarlı olması, eleştirirken çözüm üretmeye çalışması gerekir.

Çünkü yönetim sadece yukarıdan aşağı işleyen bir süreç değildir. Toplum da yönetime yön veren önemli bir güçtür.

Bugün dünyanın birçok yerinde insanların en çok konuştuğu konulardan biri güven meselesidir. İnsanlar kendilerini yönetenlere güvenmek ister. Yöneticiler de toplumun desteğini almak ister. Güven varsa küçük sorunlar büyümeden çözülür. Ama güven azalmaya başladığında en küçük mesele bile büyük tartışmalara dönüşebilir.

Bu nedenle yöneten ile yönetilen arasındaki mesafenin açılması yalnızca siyasi bir mesele değildir. Aynı zamanda ekonomik, sosyal ve psikolojik bir konudur.

Toplumlar için asıl mesele şudur: Aradaki mesafe bir köprüye mi dönüşecek, yoksa bir duvara mı?

Köprü olursa insanlar birbirini daha iyi anlar. Sorunlar daha hızlı çözülür. Toplumda birlik duygusu güçlenir.

Ama duvar olursa insanlar karşı tarafı göremez hale gelir. Bir tarafta anlatanlar, diğer tarafta dinlenmediğini düşünenler oluşur.

Güçlü toplumların sırrı burada saklıdır. Yönetenlerin halka yaklaşması, halkın da yönetime katkı sunması…

Çünkü yönetim, yalnızca emir vermek değil; birlikte yol yürüyebilmektir. Ve bir toplumun geleceğini belirleyen şey, yönetenle yönetilen arasındaki mesafenin kaç kilometre olduğu değil, birbirlerine ne kadar yakın hissedebildikleridir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI