Bazıları direkteki kaplumbağaya benzer.
Yolda giderken bir direğin tepesinde kaplumbağa görseniz, önce gözlerinizi ovuşturursunuz.
“Demek ki azmin zaferi” dersiniz belki…
“Demek ki inanmak başarmanın yarısıymış.”
Sonra biraz düşününce gerçeği anlarsınız.
Kaplumbağa tırmanmadı.
Stratejik plan yapmadı.
Gece gündüz çalışıp direğe yatırım yapmadı.
Oraya kendi emeğiyle çıkmadığını bilirsiniz.
Ne zekâsı taşımıştır onu yukarı, ne cesareti, ne mücadelesi…
Belli ki biri almış, iki eliyle yukarı koymuştur.
Ve asıl merak ettiğiniz şey şudur:
Bu kadar zahmete niye girdi?
Cevap basittir.
Kaplumbağa seçilmez.
Taşınır.
Çünkü orayakendi başına yukarı çıkan biri, kimseye borçlu değildir.
Karar verirken başkasının gözünün içine bakmaz.
Gerektiğinde “hayır” diyebilir.
İşte asıl risk budur.
Ama taşınan kişi farklıdır.
Oraya kimin sayesinde çıktığını bilir.
İndiği yerin de o el olduğunu unutmaz.
Siyasette mesele sadece iktidar değildir.
İsterseniz iktidara bakın,
İsterseniz her gün “daha iyisini yapacağız” vaadi üreten muhalefete…
Manzara çoğu zaman değişmez.
Koltuk değişir.
Slogan değişir.
Renk değişir.
Ama yöntem değişmez.
Muhalefetteyken iktidarda eleştirdiği liyakatsizliği, fırsat bulduğunda kendisi üretir.
Dün “şeffaflık” diyen, bugün kadro dağıtırken sessizleşir.
Dün “ehliyet” diyen, bugün “bizden olsun” kolaycılığına kayar.
Çünkü mesele parti meselesi değildir.
Mesele zihniyet meselesidir.
Direğe konan kaplumbağanın rozeti değişebilir.
Ama onu direğe koyan el aynı mantıkla hareket ediyorsa sonuç değişmez.
Bu yüzden kritik koltuklara çoğu zaman en ehil olan değil, en uyumlu olan oturur.
Uyum derken; ilkeye değil, kişiye uyum.
Bürokraside de aynıdır.
Yıllarını sahada geçirmiş, mevzuatı bilen, kriz yönetmiş insanlar bir kenarda dururken; ilişkileri kuvvetli, omurgası esnek olan biri masanın başına oturur.
Altındakiler üretir.
O imza atar.
Kriz çıktığında dosyaya bakar, dosya ona bakar.
Ve herkes gerçeği bilir ama yüksek sesle söylemez:
“Bu, kendi başına buraya gelemezdi.”
Çünkü bağımsız akıl zahmetlidir.
Bağımlı pozisyon konforludur.
İş hayatında da tablo değişmez.
Gerçek lider ekip yetiştirir.
Direkteki yönetici ise kendisini oraya taşıyan yapıyı korur.
Performansa değil sadakate yatırım yapar.
Yeteneği değil yakınlığı ödüllendirir.
Çünkü bilir ki kendi yükseliş hikâyesi performansla yazılmamıştır.
Performans kriteri koyarsa ilk elenecek kişi kendisi olabilir.
Ve artık şu gerçeği kabul etmek gerekir:
Yukarıdaki yetersizlik bir kaza değildir.
Bir anlık dalgınlık hiç değildir.
Bir sistem arızası da değildir.
Yetersizlik tesadüf değildir.
Tercihtir.
Kontrol edilebilir olanı seçme tercihidir.
Sorgulamayanı, itiraz etmeyeni, borçlu olanı seçme tercihidir.
Bu yüzden mesele kaplumbağa değildir.
Mesele, direğe kimi ve neden koyduğumuzdur.
Ve bir toplumun kaderi, tam da o tercihin içinde gizlidir.

YORUMLAR