Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zafer Özcivan / Ekonomist
Zafer Özcivan / Ekonomist

Yap-İşlet-Devret (YİD) Modeli ve kamu özel iş birliği

Bir ülkede büyük bir köprü, otoyol, havaalanı ya da şehir hastanesi yapmak kolay iş değildir. Bu tür projeler milyarlarca liralık yatırım gerektirir. Devletin bütçesinde her zaman bu kadar büyük kaynak bulunmayabilir. İşte tam bu noktada Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli ve benzeri Kamu-Özel İş birliği (KÖİ) uygulamaları devreye giriyor.

Son yıllarda Türkiye’de en çok tartışılan ekonomik konulardan biri haline gelen bu model, bir yandan ülkeye modern altyapı kazandırdığı için övülürken, diğer yandan gelecek nesillere yük bırakabileceği gerekçesiyle eleştiriliyor.

Peki bu sistem tam olarak nasıl çalışıyor?

En basit anlatımla devlet bir projeyi yapmak istiyor ancak bütçesinden büyük bir kaynak ayırmak istemiyor ya da ayıramıyor. Bunun üzerine özel bir şirket ya da şirketler grubu projeyi finanse ediyor, inşa ediyor ve belirli bir süre işletiyor. Bu süre boyunca yatırım maliyetini çıkarmaya ve kâr elde etmeye çalışıyor. Süre sonunda ise tesis devlete teslim ediliyor.

Örneğin bir otoyol düşünelim. Özel şirket otoyolu yapıyor ve belirlenen yıllar boyunca araç geçişlerinden ücret topluyor. Böylece yaptığı yatırımın karşılığını almaya çalışıyor. Süre sona erdiğinde otoyol devlete geçiyor.

Bu sistemin en büyük avantajı, devletin kasasından başlangıçta büyük miktarda para çıkmamasıdır. Özellikle ekonomik kaynakların sınırlı olduğu dönemlerde büyük projelerin hayata geçirilmesini kolaylaştırır. Böylece vatandaşlar yıllarca beklemek yerine daha kısa sürede yeni köprülere, havaalanlarına veya hastanelere kavuşabilir.

Nitekim Türkiye’de son yıllarda yapılan birçok dev proje bu yöntemle gerçekleştirildi. Köprüler, tüneller, otoyollar ve şehir hastaneleri bunun en bilinen örnekleri arasında yer aldı.

Destekleyenler, YİD modelinin ülkeye zaman kazandırdığını savunuyor. Onlara göre devlet her projeyi kendi bütçesiyle yapmak zorunda kalsaydı birçok yatırım yıllarca gecikebilirdi. Ayrıca özel sektörün hızlı hareket etmesi ve proje yönetimindeki deneyimi sayesinde yatırımlar daha kısa sürede tamamlanabiliyor.

Bunun yanında özel sektörün teknik bilgi birikimi ve işletmecilik tecrübesi de sisteme katkı sağlıyor. Devlet sadece yatırım yaptırmakla kalmıyor, aynı zamanda hizmet kalitesinin yükselmesinden de fayda görüyor.

Ancak madalyonun bir de diğer yüzü bulunuyor.

YİD modeliyle ilgili en büyük tartışma, verilen garantiler üzerinde yoğunlaşıyor. Bazı projelerde devlet, belirli sayıda araç geçişi, yolcu kullanımı veya hasta hizmeti garantisi verebiliyor. Eğer gerçekleşen kullanım garanti edilen seviyenin altında kalırsa aradaki fark kamu bütçesinden ödeniyor.

İşte eleştirilerin merkezinde de bu durum bulunuyor.

Muhalif görüşe göre devlet başlangıçta para harcamamış gibi görünse de ilerleyen yıllarda önemli ödeme yükümlülükleriyle karşı karşıya kalabiliyor. Özellikle döviz cinsinden verilen garantiler, kur artışlarının yaşandığı dönemlerde bütçe üzerinde ciddi baskı oluşturabiliyor.

Vatandaş açısından bakıldığında ise şu soru sıkça soruluyor:

“Bugün yapılmış görünen yatırımın bedelini yarın vergilerimizle mi ödüyoruz?”

Bu sorunun kesin cevabı projeden projeye değişiyor. Bazı projeler beklenen talebi yakalayarak kendi gelirleriyle ayakta kalırken, bazı projelerde kamu desteği daha fazla gerekebiliyor.

Ekonomistler ise bu konuda tek taraflı düşünmenin doğru olmadığını belirtiyor. Onlara göre önemli olan, projenin maliyet-fayda analizinin doğru yapılmasıdır. Eğer yapılan yatırım ülkenin üretimini artırıyor, ulaşımı kolaylaştırıyor, ticareti hızlandırıyor ve uzun vadede ekonomik büyümeye katkı sağlıyorsa, başlangıç maliyetleri daha anlamlı hale geliyor.

Örneğin bir otoyol sayesinde taşıma süreleri kısalıyor, yakıt tüketimi azalıyor ve işletmeler daha verimli çalışabiliyorsa bu durum ekonomiye dolaylı katkılar sağlayabiliyor. Benzer şekilde büyük bir havaalanı turizmi artırabiliyor veya bir şehir hastanesi sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırabiliyor.

Ancak uzmanlar şeffaflığın önemine de dikkat çekiyor. Yapılan sözleşmelerin kamuoyu tarafından bilinmesi, mali yükümlülüklerin açık şekilde açıklanması ve risklerin doğru hesaplanması gerektiği vurgulanıyor. Böylece vatandaşlar gelecekte bütçeyi etkileyebilecek yükümlülükleri daha net görebiliyor.

Dünya genelinde de Kamu-Özel İş birliği modelleri yaygın şekilde kullanılıyor. Avrupa’dan Asya’ya, Amerika’dan Afrika’ya kadar birçok ülke altyapı yatırımlarında özel sektörle iş birliği yapıyor. Ancak her ülke kendi ekonomik şartlarına göre farklı kurallar uyguluyor. Bazı ülkelerde devlet garantileri sınırlı tutulurken, bazı ülkelerde daha kapsamlı destekler veriliyor.

Sonuç olarak Yap-İşlet-Devret ve benzeri Kamu-Özel İş birliği modelleri ne tamamen kusursuz ne de tamamen yanlış uygulamalar olarak görülebilir. Bu sistemler doğru planlandığında büyük yatırımların hızla hayata geçirilmesini sağlayabilir. Ancak yanlış hesaplamalar, aşırı garantiler veya yetersiz denetim durumunda kamu maliyesi üzerinde uzun yıllar hissedilecek yükler oluşturabilir.

Asıl mesele köprülerin, yolların veya hastanelerin yapılması değil; bunların hangi şartlarla yapıldığıdır. Çünkü bugün atılan imzaların ekonomik etkisi sadece bugünü değil, gelecek yılların bütçelerini ve gelecek nesillerin omuzlayacağı yükleri de belirleyebilir. Bu nedenle YİD ve KÖİ projeleri, yalnızca mühendislik değil aynı zamanda ekonomi, hukuk ve kamu yönetimi açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli araçlar olarak karşımızda duruyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI