Sizde de oluyor mu?
Son zamanlarda kendimi sık sık öfkeli yakalıyorum.
Büyük olaylar yüzünden değil.
Küçük, önemsiz, hatta tek başına anlamı olmayan şeyler yüzünden.
Bir bakış, bir cümle, bir gecikme…
Normalde geçip gidecek anlar, içimde birikmiş bir şeylere çarpıp büyüyor.
Sonra fark ediyorum: Ben aslında o ana kızmıyorum. O an, sadece son damla.
Konumuz “Öfke”
Ülkemiz de 7’den 77’ye herkesin sıklıkla ve yoğun olarak yaşadığı duygu ve davranış biçimi…
Psikoloji literatüründe öfkenin tanımı şöyle açıklanıyor:
“Engellenme, incinme, haksızlık, tehdit altında hissetme karşısında gösterilen kızgınlık, saldırganlık ve hatta şiddet.”
Böyle tanımlansa da;
Bu ülkede öfke bir duygu gibi yaşanmıyor.
Daha çok sürekli açık kalan bir sekme gibi.
Arka planda sürekli çalışıyor, enerjiyi tüketiyor, yavaşlatıyor…
Kapatmaya kalktığında “emin misiniz?” diye soruyor hayat. Emin olamıyorsun.
Günlük hayatımız bir sınav gibi…
Sabır testinden farksız…
Trafikte, markette, iş yerinde, evde, okulda, sosyal medyada…
Hayatın her alanında, her daim…
Herkes tetikte…
Herkes apartta bekliyor…
Kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor ama herkes anlaşılmak istiyor.
Ses yükseldikçe anlam azalıyor.
Anlam azaldıkça öfke çoğalıyor.
İnsan düşünmeden edemiyor…
Neden bu kadar öfkeliyiz?
Bu bir karakteristik özellik mi?
Yoğun duygu geçişleri mi?
Yoksa uzun süredir maruz kaldığımız bir hâlin sonucu mu?
Yaşadığımız ülkenin Türkiye olduğunu düşünürsek…
Seçeneklerin de çok fazla olduğunu görürüz.
Bu ülkede öfke artık bir tepki değil,
Bir savunma mekanizması.
Kimse durduk yere sinirlenmiyor.
Sorun insanların sinirli olması değil.
Sorun, bu sinirin uzun zamandır birikiyor olması…
Filmi en başa sarıp ülkece nasıl, ne zaman bu ruh haline büründüğümüze bakalım mı?
Klinik araştırmaları, sosyologları, psikologları konu hakkında görüş bildiren uzmanları bir kenara bırakıp sıradan senin benim gibi kişilerin içinde bulunduğu durumu kendimizce analiz edelim.
En önemli başlık “Ekonomi” buna düzenli gelir belirsizliği deyin…
Yüksek yaşam maliyetleri ile devam edin…
Ve gelecek kaygısıyla bitirin…
Devam edelim mi?
Adalet algısı: “Haklı olan değil, güçlü olan kazanıyor” duygusunun yaygınlaşması.
Sağlık, eğitim vb. konu başlıkları ile listeyi isteğiniz kadar uzatabilirsiniz.
Tüm başlıklar tanıdık geldi değil mi?
Ülkede yaşanan tüm bu belirsizlikler istisnai bir durum değil; hayatın tam da kendisi…
Öfke yönetimi ise bireysel beceri değil, öğretilmeyen bir hayat bilgisi.
En büyük risk ise öfkenin artık olağan bir davranış biçimi gibi karşılanması…
Bağırmak normal…
Hakaret etmek sıradan…
Şiddet “anlık sinir” diye açıklanıyor.
Toplum olarak şu cümleyi çok sık kuruyor ve duyuyoruz:
“Bu ülkede sinirli olmamak elde mi?”
Asıl soru şu olmalı:
Bu ülkede herkes sinirliyse, sorun gerçekten bireylerde mi?
Türkiye’de yaşayan insanlar öfkeli, bıkkın ve yorgun…
Ve yorgun insanlar kendilerini nasıl ifade edeceğini çok da bilemez…

YORUMLAR