Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gülüzar Akay / Gazeteci
Gülüzar Akay / Gazeteci

Yansı / ‘Mor’un hafızası

Takvimler 1 Martı’ı gösterdiğinde başta medya olmak üzere ortalığı tatlı bir telaş alır.

Önce ülke genelinde irili ufaklı tüm belediyeler…

Sonra sivil toplum kuruluşları, dernekler,vb. kurum ve kuruluşlar.

Hepsi sanki yarışırcasına bir hazırlığa başlar.

Kim, nerede, hangi etkinlikte?

Falanca hangi sempozyumda?

İnanılmaz bir trafik, bir koşuşturma.

Medyada dev markaların günün anlam ve önemine dair reklamları,

Bilbordları süsleyen afişler…

Sosyal medya platformlarında kısa videolar, vb. görüntüler.

 

***

 

Tarihler  8 Mart’ı gösterdiğinde her şey hazırdır.

Vitrinler mora boyanmış,

Çiçekçiler vardiyaya çoktan hazırlanmıştır.

Online alışveriş sitelerinin teslimatları başlamıştır.

 

***

 

Oysa 8 Mart, bir indirim kampanyasının değil; bir “direnişin” tarihidir…

Konunun “magazin” tarafını bir kenara koyalım.

Ve  aslında “8 Mart”ta tam olarak neyi kutluyoruz ona bakalım.

8 Mart ; kökeni 20. yüzyılın başındaki işçi haretlerine dayanan bir “Hak”ve “Eşitlik” günüdür.

1908’de NewYork City’de tekstil işçisi kadınların daha iyi çalışma koşulları talebiyle başlattığı grevler, 120 kadın işçinin hayatını kaybetmesiyle sonlanır…

Ve bu mücadelenin sonucu  kadın emeğinin görünürlüğünü küresel gündeme taşır.

Sonrasında; 1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen “Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı”nda,

Alman sosyalist lider Clara Zetkin’in önerisiyle; “Kadınlar Günü” fikri bir nitelik kazanır…

Buraya bir parantez açmak istiyorum:

Zetkin, bir asır sonra bugünün reklam afişlerine dönüşeceğini eminim tahmin etmiyordu.

Parantezi kapatarak devam ediyorum..

8 Mart’ın resmi ve küresel statüsü ise 1975 yılında Birleşmiş Milletler tarafından pekişir.

Anlayacağınız o tarihten bu yana, sadece sembolik bir anma değil…

Toplumsal cinsiyet eşitliği.

Emekçi kadın hakları ve sosyal adalet mücadelesinin küresel platformu olarak kabul ediliyor…

 

***

 

Peki, ülkemize gelecek olursak…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde kadınlara 1934’te “seçme ve seçilme hakkı” tanındı.

Bu reform birçok Avrupa ülkesinden önce atılmış cesur adımlardan biriydi.

Ve tarihimizin arşivinde gurur verici bir sayfa olarak yerini aldı.

Kadın; eğitimde, çalışma hayatında görünür hale geldi.

Fakat tarihin erken verilmiş bir hakkı…

Bugünün tam eşitliğini otomatik olarak sağlamıyor!

Günümüze baktığımızda kadın, “sözde” hayatın her alanında…

Bir yandan “kadın isterse başarır” denilir…

Öte yandan, başardığında “ama evini ihmal etmemeli” diye eklenir.

Kadın, tüm bu istenenler arasında “hassas” bir denge kuracak!

Tüm yükü taşıyacak; ama susacak…

Konuştuğunda ise ölçülü olacak (mesela kahkaha atmayacak)

 

***

 

Modern dünyanın en sofistike  paradoksu belki de budur.

Kadına rol verilir, ama başrol çoğu zaman teslim edilmez!

Kadınlara “dünya sizinle güzel denilir”

Diğer tarafta şiddetin şimdi burada saymaya ve yazmaya içimin el vermediği varyasyonları uygulanır!

Belki de bizler yapılacak “sözde” kutlamaları takip ederken…

Hangi kız kardeşimizin biricik hayatlarından koparıldığını ertesi günün haberlerinde görüp, izliyor olacağız…

 

***

 

8 Mart bir “kutlama” değil…

Bir hatırlamadır!!!

Kadınların cesaretini, direncini ve hak ettiği “eşitliği” hatırlama günüdür.

Kapatırken ben de tüm kız kardeşlerime bir şeyler söylemek isterim…

Hayatın hangi alanında, nerede ve nasıl  mücadele ediyorsunuz? Bilmiyorum…

Ama tüm yaşananların ve yaşatılanların hafızanızı silmesine izin vermeyin!

Unutmayın!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI