“Kurtla savaşmak kolaydı; zor olan, koyun postundaki kurdu ayırt etmekti.”
Bazı kötüler vardır, daha ilk bakışta tanırsınız. Yüzlerinde bir gölge, sözlerinde bir eğrilik, bakışlarında bir hesap saklıdır. Onlardan çekinirsiniz ama hazırlıklısınızdır. Çünkü düşman olduğunu bilirsiniz.
Asıl tehlike ise dost gibi görünen düşmandır.
Asıl yıkım, erdem maskesi takmış çürümeden gelir.
İnsan, kendisine doğrultulmuş bir bıçaktan değil, omzuna konmuş sahte bir elden yara alır.
Çünkü bıçak dürüsttür.
Ama maske yalan söyler.
Hayatın en pahalı dersleri, bize zarar verenlerden değil, bize zarar vermez sandıklarımızdan gelir. İnsan, kendisine doğrultulmuş bir silahtan çok, omzuna konmuş sahte bir elden yara alır. Çünkü silah düşmandır, el ise güvenin simgesidir. Silah korkutur ama öğretir; sahte el ise öğretmeden kırar.
Niccolo Machiavelli yüzyıllar önce insanların hakikatten çok görüntüye inandığını söylemişti. Aradan geçen onca zamana rağmen değişen hiçbir şey olmadı. Hatta mesele daha da inceldi. Artık iyi olmak gerekmiyor, iyi görünmek yeterli. Çünkü modern çağda ahlak, karakter meselesi olmaktan çıktı, imaj meselesine dönüştü.
Bugün en çok dürüstlükten bahsedenlerin, en karmaşık hesapları yaptığını görüyorsunuz. En çok adalet diyenlerin, teraziyi önce kendi lehine tarttığını. Çünkü gerçek erdem sessizdir. Sahte erdem ise sürekli konuşur. Gerçek namus kendini anlatmaz; sahte namus kendini ispat etmek için fırsat kollar.
Bunu en sıradan yerde bile görürsünüz. Trafikte kimse yokken kırmızı ışıkta geçen ama birini görünce frene basan insan, aslında kurallara değil tanıklara saygı duyuyordur. Çünkü onun için doğru olanı yapmak değil, doğru olanı yapıyor gibi görünmek önemlidir. Vicdanını değil, itibarını korur. Kırmızı ışık onun için bir ahlak meselesi değil, bir seyirci meselesidir.
İş hayatında da farklı değildir. En çok ekip ruhundan bahsedenin, ilk fırsatta başkasının emeğini kendi başarısı gibi sunduğunu görürsünüz. En çok liyakat diyenin, iş kendi çıkarına gelince sessizleştiğine şahit olursunuz. Çünkü bazı insanlar için değerler pusula değildir, dekorasyon malzemesidir. Gerektiğinde kullanılır, gerektiğinde kaldırılır.
Bu durum sadece maaş bordrolarının olduğu yerlerde değil, gönüllülüğün olduğu yerlerde de değişmez. Mesela bir sivil toplum kuruluşunda görev alırsınız. Yıllarca kimsenin elini sürmediği, kimsenin sorumluluk almak istemediği bir alan vardır. Tozlanmış hedefler, unutulmuş sözler, sadece tabelada yaşayan büyük iddialar… Siz gelir, zaman harcar, emek verir, risk alır, sorumluluk üstlenirsiniz. Bir şey nihayet ayağa kalkar. Bir hareket başlar. Bir iz oluşur. Ama tam o anda, yıllardır ortada görünmeyen egolar sahneye çıkar. Fotoğraf karesine en önden girenler, o fotoğrafın yükünü hiç taşımayanlardır. Alkışı, emeği olan değil, görünürlüğü olan toplar. Çünkü bazı insanlar üretimin kendisine değil, üretimin görünen kısmına taliptir. Onlar için önemli olan emeğin sahibi olmak değil, emeğin sahibi gibi görünmektir. İşte o an insan şunu anlar: Bazıları başarıyı inşa etmez, başarıya konar. Ve en az emeği olanın en yüksek sesi çıktığını görürsünüz.
Diyojen gündüz vakti elinde fenerle dolaşıp dürüst insan aradığını söylediğinde insanlar ona gülmüştü. Bugün yaşasa kimse gülmezdi. Çünkü artık dürüst insan bulmak zor değil; dürüst görünenlerin içinden gerçekten dürüst olanı ayıklamak zor. Karanlık artık karanlık gibi davranmıyor. Karanlık, ışığın dilini öğrendi.
Friedrich Nietzsche insanın en büyük yalanının kendisine söylediği yalan olduğunu söyler. Sahte erdemin en tehlikeli yanı da budur. Çünkü rol yapan kişi bir süre sonra rol yaptığını unutur. Kendini gerçekten iyi biri sanmaya başlar. Ve kendini iyi sanan biri, asla kendini düzeltme ihtiyacı hissetmez. Çünkü sorun olduğunu kabul etmez.
Mevlana Celaleddin Rumi yüzyıllar önce “Ya göründüğün gibi ol ya olduğun gibi görün” demişti. Bugün ise insanlar ne göründükleri gibi ne de oldukları gibi. İnsanlar, görülmek istedikleri gibi davranıyor. Çünkü bu çağda hakikat değil, algı ödüllendiriliyor.
Hayatın ironisi şudur: Gerçekten iyi olan insanlar, iyi olduklarını anlatma ihtiyacı duymazlar. Ama iyi görünmek isteyenler, bunu sürekli anlatır. Çünkü gerçek olan kanıt aramaz, sahte olan ise sürekli kanıt üretmek zorundadır.
Ama hayatın değişmeyen bir adaleti vardır. Maskeler yüzün yerini tutabilir ama ruhun yerini tutamaz. İnsan herkesi kandırabilir ama kendinden kaçamaz. Ve eninde sonunda herkes, alkışların olmadığı bir yerde, kendi gerçeğiyle baş başa kalır.
Biz belki çoğu zaman sustuk. Belki çoğu zaman görmezden geldik. Belki çoğu zaman “he” dedik, geçtik. Ama bu, bilmediğimizden değildi. Bu, fark etmediğimizden hiç değildi.
Biz en çok açık düşmanlardan değil, namuslu görünen namussuzlardan ders aldık.
Ve artık kimseye bir şey anlatmaya gerek yok.
Çünkü biz “he” desek de farkındayız.

YORUMLAR