Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Kadriye Mumcu Pervan / Sosyolog-Felsefe Öğretmeni
Kadriye Mumcu Pervan / Sosyolog-Felsefe Öğretmeni

Varsıl umutlar

Cehaletin neredeyse toplumsallaştığı bir dönemden geçiyoruz ve cehalet, toplumu öyle ele geçirmiş ki; akıl ve bilime önem veren, birikimli, gerçek aydınlar görünmez olmuş, yalnızlığa mahkûm edilmiş neredeyse…
Bunun bir döngü halinde hep böyle olması da mümkün insanlık tarihinin geçmişinde…
Görünen o ki cehalet, riskli bir hâl almış durumda.
Zifiri karanlık çağların modernize edilmişi oturan zihnimize…
Taraf bulur, yandaş bulur, güç kazanır ve hatta yalnızlaştırılarak çoğunluktan dışlanıp ilkelleştirilir zihinler…

Öyle ulu orta boy göstermez cehaletin çanları, sessiz sedasız işler bir hükmün, kör bir erkin tatlı serenatımsı tılsımlı dalgalı esintilerinde büyütür kendini… Çoğu kez görünenin dışında seyreder gördüğümüz aksın gerçeği ve bizler anlamsızlığın boyutlarını çözmeye anlamaya uğraşırken, ekmeğini kazanmanın çıkmazlarında boğuşur ve sanırım çoğu kez kendini güvende hissetme gereği çoğunluğun akıntısına kaptırırız kendimizi, daha güzel yaşam sandığımıza…

Hükmedilen beklenen de budur belki; suyun akışı daha sert olmalı ki, çok sert bir kaya gibi dayanıklı olsa bile, bütün bir elma bölünsün, sığsın dişin kovuğuna ve hazmedilebilsin bir güzel koparılırken insanlığından, medeniyet(!) adına…

İlkelliğinden taviz vermeyen yetmezlik kendi savcılığından kazanılmış tüm hak(!)larını bir yandan büyük bir umursamazlıkla harcarken, çarkın döndürülen düzeninden de yetinmezliğin avlığına biraz daha aday olurlar. Boğaz tokluğuna borç batağına yazılmış adlar silinmez olurlar kara tahtanın batak kuşluğundan…
-Ne inci gerdanlıklar dizilir hükmün görkemine, yeraltı yerüstü seviciliğinden kim bilir!..
Ve “Cehalet ilkeldir, asla sosyalleşmez” Karl Marks’ın ifade ettiği gibi…

Çünkü dağılır nar bilmezliğinden dört bir yana, içi boşalan bir zihnin soluksuz yaşamına dönüşür, yayılırken kendini bitiren, özünden yoksun, yüzeysel gördükleriyle yetinen, zihnini asla ve asla zorlamayan yormayan, kolaycılığa tüketiciliğe kaçışın yaratıcılıktan uzak, dizayn edilen yaşamlar ve ömürler…

Bir çağ düşünün ki; kendi kendini yok eden hiçliğin yok oluşa yolculuğu…

Oysa asıl büyük sorun; yeni buluşların, teknolojinin mükemmeli yakalamadaki çılgınlığının insanı kula indirgeme vahşi iç güdüsü ve belki de ölümsüzlüğü yakalayamayışın gözlerindeki korkudur en büyük cehalet!..

Ve kim bilir; kaç asırlar boyu tekrarı yaşanmaktadır, geçmiş jeolojik kazılardan bize imlenen tanımlayamadığımız…
Algı oynamaları ve bilinçaltı depolamaları ile dönüştürülen insan robotları günümüzün yaşayamayan ama varlıkları bile pamuk ipliğine bağlı, rolünün farkında olmayan canlı kuklalar yaratım tasarısı gerçek olunan hızla…

İnsanoğlu kendini tanımadıkça, kendi içinde özgürleşmedikçe akışa kapılıp gitmek çok kolay, yanıltıcı ve kaçınılmazdır.

Tam da işte bu nedenle büyük insanlık çok boyutlu savaşını kazanmak zorundadır.

Nitekim bireysel mücedelenin toplumsal mücedeleye dönüştüğü yerde filizlenir, aydın toplum olmanın, mutlu bir dünya yaratmanın biricik varsılı…

Umutla…

15.07.2016
Kadriye Mumcu Pervan
Eğiticimci, Sosyolog, Felsefe Öğretmeni

YORUMLAR

2 adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI