Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Türkiye’de kürtaj hakkı fiilen engelleniyor!

Türkiye’de kürtaj yasal olmasına rağmen kamu hastanelerinde fiilen uygulanmıyor. Uzmanlara göre yüksek özel hastane ücretleri ve ideolojik baskılar en çok yoksul kadınları mağdur ediyor.

Türkiye’de kürtaj yasal olmasına rağmen kamu hastanelerinde fiilen uygulanmıyor. Uzmanlara

Haberebakis.com

Kürtaj, Türkiye’de 1983’ten bu yana gebeliğin 10. haftasına kadar yasal olmasına rağmen, kamu hastanelerinde büyük ölçüde uygulanmıyor. Yasal hakkını kullanmak isteyen kadınlar ideolojik baskılar, keyfi retler ve yüksek ücretlerle karşılaşıyor. Ortaya çıkan tablo, kürtajın fiilen yasaklandığına işaret ediyor.

KÜRTAJ HAKKININ TARİHSEL ARKA PLANI
Kürtaj, 20. yüzyılın ortalarına kadar dünyanın birçok ülkesinde yasaktı. Anne ölümlerindeki artış ve kadın hareketlerinin mücadelesiyle birlikte bu tablo değişmeye başladı. Kürtaj ilk kez 1920’de Sovyetler Birliği’nde yasallaştı. 1970’li yıllarda Avrupa’nın pek çok ülkesinde serbest hale geldi. ABD’de ise 1973’te Yüksek Mahkeme’nin Roe v. Wade kararıyla kürtaj anayasal hak olarak tanındı. Ancak bu karar 2022’de iptal edildi ve birçok eyalette yeniden yasaklar gündeme geldi.

TÜRKİYE’DE YASAL DÜZENLEME VAR, PRATİKTE YOK
Türkiye’de Osmanlı döneminde “cenin düşürme” suç sayılırken, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da kürtaj yasaktı. 1960’lardan itibaren nüfus planlaması politikaları tartışılmaya başlandı. Kadın hareketi ve sağlık örgütlerinin baskısıyla 1983’te yürürlüğe giren Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile kürtaj yasal hale geldi. Ancak 2010’lu yıllarla birlikte iktidarın söylemleri sertleşti. Yasa değişmedi fakat kamu hastanelerinde kürtaj fiilen uygulanmamaya başladı.

YASA DEĞİŞMEDİ AMA FİİLİ YASAK VAR
Birçok kamu hastanesi kürtaj talebini “doktor yok”, “cihaz bozuk” gibi gerekçelerle geri çeviriyor. Bazı hekimler ise ideolojik nedenlerle işlemi yapmayı reddediyor.
18 yaşını doldurmuş kadınlar için yasal olarak yalnızca kendi rızası yeterliyken, bazı sağlık kurumları hâlâ eş onayı talep ediyor. Bu durum, hukuken tanınmış bir hakkın pratikte kullanılamaz hale gelmesine yol açıyor.

BİR KADININ YASAL HAKKINA ERİŞİM MÜCADELESİ
Van’da yaşayan bir kadın, yasal kürtaj hakkını kullanmak isterken yaşadıklarını anlattı. İlk başvurduğu özel hastanede doktorun dini referanslarla kararını etkilemeye çalıştığını belirten kadın, “Bilimsel yaklaşım yerine kişisel inançlar öne çıktı” dedi. Doktorun, işlemi hastane dışında ve anestezi olmadan, ücret karşılığında yapmayı teklif ettiğini aktaran kadın, bu yaklaşımın hem etik hem de sağlık açısından ciddi riskler barındırdığını söyledi.

DEVLET HASTANESİNDE YARGILAYICI TUTUMLAR
Kadın, daha sonra Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir doktordan destek aldı. Tıbbi süreç profesyonelce anlatılsa da hastane personelinin tutumu travmatik oldu.
Hemşirelerin alaycı ifadeleri ve anestezi doktorunun kişisel, yargılayıcı soruları, yasal bir hakkın nasıl psikolojik baskıya dönüştüğünü gözler önüne serdi.

“HAMİLE KALMAK ARTIK BENİM İÇİN KABUS”
Yaşananların ardından kadın, hamilelik fikrinin kendisi için bir korkuya dönüştüğünü ifade etti. Ekonomik zorluklar içinde olan birçok kadının, benzer baskılar nedeniyle istemedikleri gebelikleri sürdürmek zorunda kaldığını vurguladı.

“EN ÇOK YOKSUL KADINLAR MAĞDUR OLUYOR”
Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Derya Bulgur, kürtajın yasal olmasına rağmen kamu hastanelerinde erişilemez hale geldiğini söyledi. Bulgur’a göre maddi imkânı olan kadınlar özel hastanelere yönelirken, yoksul kadınlar ya bu haktan tamamen mahrum kalıyor ya da güvensiz yöntemlere itiliyor.

2010’LARDAN BU YANA SÜREN SÖYLEM VE BASKI
Dr. Bulgur, iktidarın kürtaj karşıtı söylemlerinin 2010’lu yıllardan itibaren belirginleştiğini hatırlattı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Her kürtaj bir Uludere’dir” sözleriyle baskının arttığını belirtti. Sezaryen karşıtı politikalar ve doğum biçimine yönelik siyasi müdahalelerin kadın bedeni üzerinde tahakküm oluşturduğunu ifade etti.

2025 AİLE YILI VE PRONATALİST POLİTİKALAR
2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesi, Normal Doğum Eylem Planı ve Aile Enstitüleri gibi adımların doğurganlığı artırmaya dönük politikaların parçası olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre bu yaklaşım, kürtaj hakkının daha da baskılanmasına zemin hazırlıyor.

ANNE ÖLÜMLERİNDE TARİHSEL DÜŞÜŞ
1983’te kürtajın yasallaşması, kadın sağlığı açısından kritik bir dönüm noktası oldu. Yasal düzenleme öncesinde güvensiz kürtajlara bağlı anne ölüm oranları yüzde 53 iken, bu oran yasallaşma sonrası yüzde 2’ye kadar geriledi.

KADIN ÖRGÜTLERİ: “KÜRTAJ HAKTIR, ENGELLENEMEZ”
Kadın örgütleri, kürtajın yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda bir özgürlük ve sosyal adalet meselesi olduğunu vurguluyor. Sokak eylemleri, raporlar ve hukuki girişimlerle bu hakkın fiilen uygulanması için mücadele sürüyor.

SAĞLIK BAKANLIĞI VERİLERİ ŞEFFAF DEĞİL
Sağlık Bakanlığı, kürtaja dair güncel ve kapsamlı istatistikler yayımlamıyor. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün 2016 tarihli araştırmasına göre kadınların yüzde 15’i yaşamları boyunca en az bir kez kürtaj yaptırdı ve bu işlemlerin çoğu özel hastanelerde gerçekleşti.

YASAL HAK, GERÇEK YAŞAMDA YOK
Uzmanlara göre kürtajın yasal olmasına rağmen fiilen engellenmesi, kadın sağlığı açısından ciddi riskler yaratıyor. En ağır bedeli ise ekonomik olarak dezavantajlı kadınlar ödüyor. Tartışma, Türkiye’de kürtajın hâlâ güncel ve yakıcı bir mesele olduğunu gösteriyor.

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI