Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Telefon bağımlılığı arttı: Nomofobi ruh sağlığını bozuyor!

Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, telefondan uzak kalma korkusu olarak bilinen nomofobinin yaşam kalitesini ciddi biçimde düşürdüğünü söyledi.

Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, telefondan uzak kalma korkusu olarak

Haberebakis.com


Giderek daha fazla kişiyi etkileyen nomofobi, akıllı telefondan uzak kalma ya da şarjın bitmesi ihtimaliyle ortaya çıkan yoğun kaygı olarak tanımlanıyor. Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, bu durumun sıradan bir endişe olmadığını, kişinin dış dünyayla bağının kopacağına dair derin bir korkuyu tetiklediğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.

NOMOFOBİ NEDİR VE NEDEN ARTIYOR?
Nomofobi, İngilizce “no mobile phone phobia” teriminden türetilmiş bir kavram olarak dijital çağın yeni psikolojik sorunlarından biri haline geldi. Cumali Aydın’a göre telefon artık sadece bir iletişim aracı değil; kişinin kimliğinin, sosyal çevresinin ve statüsünün önemli bir parçası olarak görülüyor. Özellikle sosyal medya kullanıcılarında, gençlerde ve kaygı eğilimli bireylerde nomofobi daha sık ortaya çıkıyor. Telefonun kişinin dünyayla bağ kurma biçiminin merkezine yerleşmesi, bu kaygının giderek yaygınlaşmasının başlıca nedeni olarak gösteriliyor.

ŞARJ AZALMASI BEYİN TARAFINDAN NASIL ALGILANIYOR?
Aydın, telefonun şarjı azaldığında beynin bu durumu potansiyel bir tehdit gibi algıladığını belirtiyor. Bu algı, vücutta “savaş ya da kaç” mekanizmasını harekete geçirerek kalp çarpıntısı, terleme, titreme, nabız artışı gibi belirtilere yol açabiliyor. Bazı bireylerde ise “hayali titreşim” olarak adlandırılan ve telefon titreşmediği halde titreşim hissetme yanılgısı görülebiliyor. Uzmanlar bu tepkilerin doğal stres belirtileri olduğunu ancak devam ettiği takdirde ciddi bir kaygı bozukluğuna dönüşebileceğini vurguluyor.

NOMOFOBİ GÜNLÜK YAŞAMI NASIL ETKİLİYOR?
Nomofobi şiddetli hale geldiğinde kişi, telefona erişemeyeceği düşüncesiyle günlük yaşamında belirgin işlev kaybı yaşayabiliyor. Sosyal ilişkilerin zayıflaması, dikkat dağınıklığı, sürekli bildirim kontrol etme isteği ve telefondan uzaklaşamama bu sorunun öne çıkan etkileri arasında yer alıyor. Cumali Aydın, telefona aşırı bağımlılığın gerçek dünyadaki ilişkileri zayıflattığını, kişinin kendisini teknolojik bir döngünün içinde sıkışmış gibi hissetmesine yol açtığını belirtiyor.

TELEFON KULLANIMI SINIRLANDIRILABİLİR Mİ?
Aydın’a göre telefondan uzaklaşmak, doğru alışkanlıklarla mümkün. Evde veya iş ortamında belirli alanların “telefon kullanılmayan bölgeler” olarak tanımlanması, telefonun yatak odasına sokulmaması ve bildirimlerin sınırlandırılması gibi pratik uygulamaların kişinin bağımlılık hissini azalttığını ifade ediyor. Bu uygulamalar, bireyin telefon olmadan da var olabileceğini ve şarjın bitmesinin bir kriz nedeni olmadığını fark etmesine yardımcı oluyor.

PSİKOLOJİK DESTEK GEREKLİ Mİ?
Bazı kişiler için yalnızca alışkanlıkları değiştirmek yeterli olmayabiliyor. Bu durumda bilişsel davranışçı terapi (BDT) gibi psikoterapi yöntemlerinin devreye girebileceğini belirten Aydın, nomofobinin altında yatan düşünce kalıplarının profesyonel destekle dönüştürülebileceğini söylüyor. Özellikle kaygı bozukluğu geçmişi olan bireylerde telefonla ilgili korkuların daha kolay pekiştiğini, bu nedenle uzman desteğinin önemli bir rol oynadığını ifade ediyor.

BU KAYGIYLA BAŞA ÇIKMAK MÜMKÜN MÜ?
Uzmanlar, nomofobinin dijital çağda kaçınılmaz bir sorun olmadığını, doğru farkındalık ve yönlendirmeyle kontrol altına alınabileceğini vurguluyor. Telefon kullanım alışkanlıklarının gözden geçirilmesi, bilinçli teknoloji tüketimi ve psikolojik destek, bu kaygının uzun vadeli etkilerini azaltmada etkili görülüyor. Aydın, bireylerin kendi sınırlarını oluşturarak teknolojiyi yönetmeyi öğrenmeleri gerektiğini belirtiyor. Uzmanlara göre akıllı telefonların hayatın her alanına daha fazla entegre olması, nomofobi riskini artırmaya devam edebilir. Bu nedenle hem bireysel farkındalığın hem de toplum düzeyinde dijital okuryazarlığın artırılması önem taşıyor. Psikologlar, teknolojiyi hayatı kolaylaştıran bir araç olarak dengeli şekilde kullanmayı öğrenmenin bu sürecin en kritik adımı olduğunu belirtiyor.

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI