Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Macit Gürbüz
Macit Gürbüz

Sınırına sahip olamayan sinirlerine sahip olamaz!

Türkiye’nin güney sınırları hep tartışıldı ve hiç gündemden düşmedi.

Türkiye bu sınırlardan az çekmedi.

Belanın en büyüğü oradan geldi.

Bir türkü var ya son günlerde dillere pelesenk olan, “yazan kalem siyah benim kaderimi”.

Çizen kötü ve kötü niyetli çizmiş güney sınırımızı.

İngiliz sana hırlı rüya görür mü?

Çok uzun yıllar doğu ve güneydoğu sınırlarının sinir uçlarında gazetecilik yaptım.

Sınırımızın 5- 10 kilometre ötesi engebesiz arazi neredeyse.

Osman Pamukoğlu’nun Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok adlı kitabında tam da bu durumu anlatan çok güzel bir anlatı var.

Hakkari’de operasyonu yöneten komutan ile binbaşı ardı ardına sıralanan dağ silsilesine bakarken binbaşı Pamukoğlu’na döner ve “Komutanım, bu dağları ütülesen bir Türkiye daha çıkar” der.

Gerçekten öyledir.

Sanki Tanrı tüm dağı tepeyi taşı kayayı bu bölgeye kondurmuştur.

Bilenler, o bölgeyi görenler bilir, engebe ifadesi hafif kalır.

Allah’ın belası bir arazidir ve geçit vermez vahşi bir coğrafyadır.

 

***

 

Gündem İran olunca Güney sınırlarımızın İran tarafında tanış biliş olduğum ve sık sık haber yaptığım bir Kürt gruptan söz edeceğim.

‘İran’ın PKK’sı’ da denilen İran Kürdistan Demokrat Partisi İKDP’den.

IKDP ile karıştırmayın sakın.

Yani, Irak Kürdistan Demokrat Partisi ile.

IKDP Barzani’nin siyasi örgütü.

İKDP ise daha çok Türkiye sınırlarında yuvalanan ve İran rejimine karşı eylem yapan bir örgüt.

Bir parantez açmalıyım burada.

İran oldum olası PKK’ya destek vermiştir.

Kelereş ve Piran kamplarında çok sayıda teröristin barındığı bilinmesine rağmen İran bu suçlamaları hep reddetti.

Türkiye,  İran ile yaptığı sınır görüşmelerinde harita fotoğraf ve sınır ihlali kanıtlarını masada İranlı yetkililere sundu, ancak İran inkar politikasından asla vazgeçmedi.

Sonunda Türkiye’den bir heyet İran’a gitti, Piran ve Kelereş kamplarının bulunduğunu iddia ettiği yerleri görmek istediler.

İranlı yetkililer, kampların koordinatlarını dahi haritalayarak masaya koyan Türk heyetini o noktalara götürdüler götürmesine ancak kampların yerinde yeller esiyordu.

İran’a göre hiç yoktular zaten.

Türk heyet ülkeye eli boş döndü.

Heyet bu kez Urumiye’de PKK’ya ait bir hastane ile iki örgüt evinin krokileri ile gitti İran’a.

Evet doğru tahmin ettiniz.

Bingo!

Ortada ne örgüt evi vardı ne de hastane.

Örgüt evi denilen yerde yoksul bir aile oturuyordu, hastane denilen yerde ise bir imalathane vardı.

İstihbaratlarınız yanlış denildi İranlı yetkililerce her zaman.

Oysa Urumiye’de PKK’nın hastanesi vardı, ben bile yerini biliyordum.

İki örgüt evinin balkonunda da PKK bayrağı sallanıyordu.

 

***

 

İKDP’yi neden yazıma konu ettiğime gelmeden önce çok önemli bir anımı anlatmalıyım.

Yıl 1995.

Dizi yazı için gazetem Milliyet adına başkent Tahran’a gittim ve 15 gün gezmedik dolaşmadık yerini bırakmadım Tahran’ın.

Humeyni’nin türbeye dönüştürülen Kum kentindeki mezarı dahil.

Sonunda Dışişleri Bakan Yardımcısı Bolendiyan ile Dışişleri Bakanlığı’daki makamında buluştuk ve bir söyleşi  yaptım.

Bakana PKK kamplarını, Urumiye’de gördüğüm örgüt evlerini ve hastaneyi sormuştum.

Yanıtı  bir hayli iddialı ve haddi aşar şekilde olmuştu “MİT’inizin  bütün duyum ve  istihbaratları fos çıktı. Nokta adres belirleyin o adrese ulaşana kadar yeri bize belirtmeyin, gidip beraber bakalım dedik, kabul ettiler. Gittik yine fos, bizde kamp, örgüt evi vs hiçbir şey yok”.

Bakan Bolendiyan bu kez el yükseltti, “Bu da son kıyağım olsun. Sana versinler adres ve nokta haritalarını, zamanı sen belirle, seni sınırdan aldıracağım, gel beraber gideceğiz. Bir tane dahi terörist bulursak sana zimmetleyecek ve helikopter ile seni Ankara’ya göndereceğim daha ne yapayım”.

Röportaj, gazetem Milliyet’te yayımlandı.

Kimse had bildirdi mi?

Tabii ki hayır.

Evet işte böyle.

Oysa İran’da kamplar ve örgüt hastanesi vardı ve çok sayıda terörist bu kamplarda eğitim görüyordu, bunu o da biliyordu ben de.

 

***

 

Gelelim İKDP’ye.

Türkiye de mütekabiliyet anlamında İran’ın PKK’sı İran Kürdistan Demokrat Partisi İKDP’yi görmezden geliyor, sınırdan ellerini kollarını sallayarak geçip Yüksekova’ya kadar gelerek alışveriş etmelerine göz yumuyordu.

Yöre insanı ile aynı şekilde giyindikleri için İKDP’lileri diğerlerinden ayırmak olanaksızdı.

Bu yazının esası sınır ya.

İKDP’liler ile Yüksekova’da buluştum ve İran topraklarındaki kamplarında röportaj yapmak istediğimi ilettim.

Kabul ettiler.

Bir mihmandar ayarlandı, Yüksekova’nın İran’a komşu Çamdalı köyünde buluşacaktık.

Çamdalı köyüne vardığımda Mihmandarım ve atım hazırdı.

Düştük yollara, hayatında hiç ata binmemiş biri için çok zor bir yolculuktu inanın.

O dönem sınırda mayın yoktu, henüz döşenmemişti.

İnanın elimizi kolumuzu sallaya sallaya sınırı geçip İran topraklarında ilerlemeye başladık.

Saatler sonra İKDP kampına vardığımızda beni Komite üyesi ve peşmerge lideri Timur Kürdistani ve Urumiye kent sorumlusu Süleyman Keleşi karşıladı.

Çadırda ağırlandım, benim için koyun kesmişlerdi.

Yedik içtik saatlerce sohbet ettik.

Dünya ve bölge siyasetini çok yakından takip ediyorlardı.

Her an İran pastarlarının baskınına uğrama ihtimali için istim üstündeydiler.

Bir kulakları radyodaydı.

Tam o sırada Saddam’ın Kuveyt’i işgal ettiği duyuruldu radyodan.

İzin isteyip bir çadırda durum değerlendirmesi yaptılar.

“Bu iş çok su kaldırır, bölgedeki tüm kurulu dengeler bozulacak her şey alt üst olacak, ona göre mevzi almalıyız” diyorlardı.

Şaşkınlıkla onları izliyordum.

Umduğumun ve tahmin ettiğimin çok ötesinde iki örgüt lideri ile beraberdim.

Taktik ve strateji sahibiydiler, hiç de boş adam değillerdi.

“Biz Türkiye’nin dostuyuz. Bizden Türkiye’ye zarar gelmez. Bizim mücadelemiz İran rejimi ile. O yüzden Yüksekova’ya kadar gelebiliyor ve kamp ihtiyaçlarımızı giderebiliyoruz” diyen Keleşi ve Kürdistani, ülkelerin sınır boylarının neden örgütlerce bu denli kullanıldığının en net örneğini göstermişlerdi.

Hani sınır dedik ve Güney sınırlarımızdan bahsettik ya, işte bu da bir doğu sınırı hikayesi.

Ne farkı var?

Hiçbir farkı yok.

Sınırlarına hakim olmayan sinirlerine hakim olamaz.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI