Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Oktay İyisaraç / Araştırmacı-Yazar / Beyin Fırtınası Düşünce Kulübü Başkan Yardımcısı
Oktay İyisaraç / Araştırmacı-Yazar / Beyin Fırtınası Düşünce Kulübü Başkan Yardımcısı

Malzeme mükemmel, ama mutfakta usta yok!

Dünya petrolü düşerken Türkiye’de fiyatların neden düşmediğini anlamak için bazen ekonomiye değil mutfağa bakmak gerekir. Çünkü mesele çoğu zaman malzeme değil, o malzemeyi nasıl kullandığınızdır.

**************************************

Bir düşünün… Elinizde dünyanın en iyi malzemeleri var. En kaliteli et, en taze sebze, en güzel baharatlar… Mutfağa giriyorsunuz. Tezgâh dolu, imkan bol. Ama ortaya çıkan yemek beklenen o şaheser olmuyor. Çünkü mutfakta sadece malzeme yetmez; usta gerekir. Ölçüyü bilmek gerekir. Ateşi doğru ayarlamak gerekir. Aksi halde en iyi malzeme bile bir sanat eserine dönüşmez, aksine heba olur.

Ekonomi yönetmek de biraz böyledir aslında.

Bir ülkenin yer altı kaynakları, genç nüfusu, coğrafi konumu, ticaret yolları, üretim kabiliyeti… Bunların hepsi mutfaktaki malzeme gibidir. Ama o malzemeleri doğru bir akılla, doğru bir yöntemle ve doğru bir ustalıkla yönetmezseniz ortaya çıkan sonuç çoğu zaman beklentinin çok altında kalır. Türkiye’nin son yirmi yılına bakarken insanın aklına tam da bu benzetme geliyor.

2002’den bugüne dünya enerji piyasası defalarca sarsıldı. Petrol fiyatları bazen hızla yükseldi, bazen sert biçimde düştü. 2008 yılında brent petrol yaklaşık 147 dolar seviyesine kadar çıktı. Ardından küresel krizle birlikte ciddi bir düşüş yaşandı. 2014’te yeniden geriledi. Pandemi döneminde ise neredeyse 20 dolar seviyelerine kadar indi. Enerji ithalatçısı ülkeler için bu tür düşüşler teorik olarak büyük fırsatlar yaratır. Petrol ucuzladığında üretim maliyetleri düşer, ulaşım ucuzlar, enflasyon üzerindeki baskı hafifler ve bu rahatlama en azından bir ölçüde vatandaşın cebine yansır.

Türkiye’de ise vatandaş yıllardır aynı soruyu soruyor: Dünya petrolü düşerken bizde neden fiyatlar düşmüyor?

Bu sorunun cevabı hamasi sloganlarda değil, ekonominin soğuk gerçeklerinde saklı.

Çünkü Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının önemli bir bölümü petrol fiyatından değil vergi yapısından oluşuyor. ÖTV ve KDV gibi kalemler pompa fiyatının ciddi bir kısmını belirliyor. Petrol uluslararası piyasalarda ucuzladığında bu düşüş çoğu zaman vergi sisteminin içinde eriyip gidiyor. Devlet açısından bu bir bütçe meselesi olarak görülebilir. Ancak vatandaş açısından tablo çok daha basit: Dünya petrolü ucuzlasa bile pompa fiyatı çoğu zaman rahatlamıyor.

Bir başka kritik mesele kur meselesi. Petrol dolarla alınan bir emtia. Türk Lirası değer kaybettikçe petrol fiyatı dünya piyasalarında düşse bile Türkiye için maliyet azalmak zorunda değil. Hatta bazı dönemlerde petrolün küresel fiyatı düşerken Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının artmasının sebebi tam da bu oluyor. Yani mesele yalnızca petrol fiyatı değil; kur politikası da doğrudan belirleyici.

Buna bir de Türkiye’nin enerji bağımlılığı ekleniyor. Türkiye enerjisinin önemli bir bölümünü ithal eden bir ülke. Petrol ve doğal gaz gibi temel kaynaklarda dışa bağımlılık yüksek olunca küresel dalgalanmalar ekonomiyi daha sert etkiliyor. Bu yüzden enerji meselesi yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir mesele.

Fakat burada dürüstçe sorulması gereken bir soru var. Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunların tamamını “dış güçler” kavramına bağlamak ne kadar gerçekçi? Elbette dünyada büyük güç mücadeleleri vardır. Elbette enerji piyasaları jeopolitikten tamamen bağımsız değildir. Bulunduğumuz coğrafyada küresel rekabetin sert yaşandığını inkâr etmek mümkün değildir. Ancak ekonomide yaşanan her sorunu dışarıya bağlamak da gerçeğin yalnızca bir kısmını görmek anlamına gelir. Çünkü ekonomi aynı zamanda yönetim tercihleriyle şekillenir. Vergi politikalarıyla, kur yönetimiyle, üretim kapasitesiyle ve ekonomik akılla.

Bir başka ifadeyle dış rüzgârlar vardır ama geminin dümeni de vardır.

Türkiye’nin asıl tartışması gereken mesele de tam olarak burada başlıyor. Petrol fiyatı dünya piyasalarında düştüğünde bunu vatandaşın lehine güçlü biçimde yansıtabilen bir ekonomik yapı neden kurulamıyor? Bu soru siyasi polemik değil, doğrudan bir yönetim modeli sorusudur. Enerji politikası mı yeterince güçlü değil? Vergi sistemi mi ağır? Kur yönetimi mi sorunlu? Yoksa üretim ekonomisine geçiş geciktiği için mi dış şoklara karşı kırılganlık sürüyor?

Bu soruların üzerine bir de çoğu zaman görmezden gelinen ama ekonominin bel kemiği olan bir başka mesele ekleniyor: adalet ve hukuk devleti. Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Yatırımcı güveni, sermaye akışı, üretim kapasitesi ve piyasa istikrarı büyük ölçüde hukuk düzeninin sağlamlığıyla ilgilidir. Adaletin güçlü olduğu, hukukun öngörülebilir olduğu ülkelerde yatırım artar, risk azalır ve ekonomi daha istikrarlı büyür. Tam tersine hukuk devleti algısının zayıfladığı yerlerde belirsizlik büyür, sermaye ürkek davranır ve ekonomik maliyetler giderek ağırlaşır. Bu yüzden adalet yalnızca mahkeme salonlarının konusu değildir; aynı zamanda ekonominin de en temel unsurlarından biridir.

Bütün bunları yan yana koyduğumuzda mesele daha net görünür hale geliyor. Petrol fiyatları dünyada düşebilir ya da yükselebilir. Küresel krizler yaşanabilir. Jeopolitik gerilimler ortaya çıkabilir. Bunların hiçbiri Türkiye’nin kontrolünde değildir. Ama bir ülkenin vergi sistemi, kur politikası, üretim kapasitesi, enerji stratejisi ve hukuk düzeni tamamen kendi tercihleriyle şekillenir.

Ve vatandaşın zihninde yıllardır dolaşan o soru hâlâ ortada duruyor: Dünya petrolü düşerken Türkiye’de neden fiyatlar düşmüyor?

Belki de meseleye başa döndüğümüz o mutfak benzetmesiyle bakmak gerekir. Malzeme kötü değil. Coğrafya kötü değil. İnsan kaynağı kötü değil. Hatta pek çok açıdan bu ülkenin elindeki imkanlar birçok ülkeden daha güçlü. Ama ekonomi dediğiniz şey yalnızca malzemeye bakmaz; o malzemeyi hangi ustanın, hangi aklın ve hangi ölçünün yönettiğine bakar.

Çünkü bazen sorun mutfakta malzeme eksikliği değildir. Sorun, o malzemeden gerçekten iyi bir yemek çıkaracak ustalığın eksik olmasıdır.

Ve insan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor:
Bu kadar zengin bir mutfakta neden hâlâ sofraya hak ettiği lezzette bir yemek koyamıyoruz?habere

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI