Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cuma namazlarına görkemli konvoylarla gidişi hep konuşulmuş, muhalifler tarafından çokça da eleştirilmiştir.
Osmanlı padişahlarının her hafta cuma namazı kılmak maksadıyla câmiye çıkışları, imparatorluk hayatının en debdebeli törenlerindendi. Adına Cuma Selâmlığı veya Selâmlık Resm-i Âlisi denilen ve her safhası inceden inceye teşrifat kaidelerine bağlanmış olan bu törenler siyasi yönden de büyük bir önem taşırdı.
Ali Seydi Bey, “Teşrifat ve Teşkilat-ı Kadîmemiz” kitabında, “Evvelce cuma namazlarının resmi tarafı yoktu, padişah, vükeladan ve saray mensuplarından bazılarıyla beraber ekseriya saray camiinde veya selâtin camilerinden birinde kılardı. Hilafetin Osmanlılara geçişinden sonra, cuma namazı resmiyet kazandı” demektedir.
İlk zamanlar Ayasofya, Fatih, Bayezid, Sultanahmed gibi büyük camilerde büyük bir tantana ile yapılır oldu.
Merasimin başladığı, evvela saray kapısından (padişahın iştirak edeceği merasim ve gezintilerinden mesul gidiş müdürünün tek başına çıkışından anlaşılırdı. Onun çıkışını müteakip saltanat arabası da görünürdü. İşte tam bu sırada alkışların âvâzesi ve mızıkanın çaldığı Hamidiye Marşı işitilirdi.
Alkışı 10 kadar hademe-i şahane en tiz perdeden söylemeye başlardı. Padişah hangi camiye giderse, orada arabadan inerken de yine bunlar aynı suretle tekrar ederlerdi. Alkış şudur: “Uğurun hayır ola, yaşın uzun ola, yolun açık ola, saltanatına mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!” Sultan Hamid devrinde “şevketinle, devletinde bin yaşa” da denirdi. Sultan Reşad devrinde bu cümle söylenmez oldu.
Padişah camiye girerken ve çıkarken bu merasim tekrar edilmek ve bu sesler işitmekle beraber, orada biriken halk da padişahım çok yaşa diye bağırırlardı. Şimdiki şekliyle el çırpmak tarzında alkış, o zamanlarda bilinir ve yapılır şeylerden değildi.
Sultan Vahîdeddin, bir Cuma selâmlığında, mâbeynci Ömer Yaver Paşa’ya “Mağrur olacak taraf kalmadı. Şunları susturun. Acemâne tafralara lüzum yok” dediğinden, bu âdet bırakılmıştır.
Günümüzde de artık kimse ‘’saltanatına mağrur olma Reisim, senden büyük Allah var!” dememekte, diyememektedir.
Cumhurbaşkanı’nın dün AK dediğini el çırparak alkışlayan saray zevatının, bugün KARA dediğinde de alkışladıklarını gördüğümde aklıma hep şu hikâye gelir:
Büyük İskender, uzun zaman birlikte çalıştığı başvezirini ani bir kararla AZLEDER. Azil kararını duyan başvezir oldukça şaşırıp Büyük İskender’in huzuruna çıkar. Kendisine uzun zamandır hizmet ettiğini, hep emrinde olduğunu, emirleri dışına asla çıkmadığını söyleyerek, ‘’Bilmeden bir kusur mu işledim ?’’ diye sorar.
Büyük İskender şu muhteşem cevabı verir:
‘’Ben bir insanım. Kusursuz insan olmaz, olamaz. Bu güne kadar beni hiçbir kusurumdan dolayı uyarmadın. Eğer hiçbir kusurumu görmediysen sen bir CAHİLSİN, eğer görüp de söylemediysen sen bir HAİNSİN.’’ der…

YORUMLAR