Ekonomi çoğu zaman rakamlarla anlatılır. Enflasyon yüzde kaç oldu, dolar ne kadar yükseldi, büyüme oranı ne çıktı, faiz arttı mı azaldı mı? Ancak vatandaşın günlük hayatında ekonomi aslında rakamlardan çok güven meselesidir. İnsanlar bugün kazandığı paranın yarın değerini koruyup korumayacağını, işini kaybedip kaybetmeyeceğini, çocuğunun geleceğinin daha iyi olup olmayacağını düşünür.
Tam da bu noktada ekonominin nasıl yönetildiği büyük önem taşır. Çünkü ekonomi yalnızca para basmak, vergi toplamak veya faiz belirlemek değildir. Ekonomi aynı zamanda bir yönetim anlayışıdır. Bu anlayış iki farklı yola gidebilir: Biri günlük kararlarla, anlık tepkilerle, keyfi müdahalelerle ilerleyen yol; diğeri ise kuralları olan, kurumları güçlü, planlı ve kurumsal akılla çalışan yol.
Bir ülkenin uzun vadeli başarısını belirleyen genellikle ikinci yoldur.
Bunu günlük hayattan basit bir örnekle düşünelim. Büyük bir apartmanda yaşadığınızı hayal edin. Apartmanda her gün yeni bir karar alınıyor. Pazartesi aidatlar artırılıyor, salı günü asansör kuralları değişiyor, çarşamba günü başka bir karar geliyor, perşembe günü önceki karar iptal ediliyor. İnsanlar neyin neden yapıldığını bilmiyor. Böyle bir yerde düzen kurmak zorlaşır.
Şimdi başka bir apartmanı düşünelim. Kurallar önceden belirlenmiş, herkes hangi durumda ne yapılacağını biliyor, yönetim şeffaf davranıyor, kararlar kişilere göre değil sistemlere göre alınıyor. İnsanlar neyle karşılaşacağını bildiği için güven oluşuyor.
Ülke ekonomisi de aslında bundan çok farklı değildir.
Keyfilikten uzak ekonomik yönetişim anlayışı, kararların kişisel tercihlerle değil kurumsal mekanizmalarla alınması demektir. Yani ekonomi bir kişinin o günkü düşüncesine göre değil, önceden belirlenmiş hedeflere, verilere ve kurallara göre yönetilir.
Bu neden önemlidir?
Çünkü ekonomi belirsizliği sevmez.
Bir yatırımcı fabrikasını kurmadan önce önünü görmek ister. Bir esnaf kredi çekmeden önce geleceği hesaplamak ister. Bir çalışan maaşının satın alma gücünü bilmek ister.
Eğer kurallar sürekli değişirse insanlar hesap yapamaz.
Bugün bir iş insanı düşünelim. Fabrika açacak. Yüz milyonlarca liralık yatırım yapacak. Ancak kafasında sorular var:
“Altı ay sonra vergi sistemi değişir mi?”
“Bir yıl sonra başka bir düzenleme gelir mi?”
“Kurallar aynı kalır mı?”
Bu soruların cevabı net değilse yatırımcı beklemeye başlar.
Bekleyen yatırım ise ekonomik hareketliliği azaltır.
Bu nedenle güçlü ekonomilerde kurumlar ön plana çıkar.
Merkez bankaları, düzenleyici kurumlar, istatistik kurumları, bağımsız denetim mekanizmaları ve hukuk sistemi ekonominin görünmeyen omurgasını oluşturur.
Çünkü ekonomi yalnızca bugün için değil, yarın için de yönetilir.
Kurumsal akıl tam da burada devreye girer.
Kurumsal akıl, deneyimin kişilerde değil sistemlerde birikmesidir.
Bir ülkede yöneticiler değişebilir. Bakanlar değişebilir. Bürokratlar değişebilir. Ancak güçlü kurumlar varsa sistem çalışmaya devam eder.
Bir futbol takımını düşünelim.
Takım sadece bir yıldız oyuncuya bağlıysa o oyuncu sakatlandığında düzen bozulabilir. Ama takım sistemi güçlü kurmuşsa oyuncular değişse bile oyun devam eder.
Ekonomi de böyledir.
Sadece kişilere bağlı yapıların ömrü kısa olabilir. Sistemlere dayalı yapıların ömrü ise daha uzundur.
Elbette hızlı karar almak bazen önemlidir. Kriz dönemlerinde ani müdahaleler gerekebilir. Deprem, salgın veya küresel ekonomik şoklar sırasında devletin hızlı hareket etmesi gerekir.
Ancak istisnalar kalıcı yönetim anlayışına dönüşmemelidir.
Çünkü sürekli olağanüstü yöntemlerle yönetilen bir ekonomi zamanla olağan düzenini kaybedebilir.
Vatandaş açısından da mesele oldukça nettir.
İnsanlar karmaşık ekonomi teorileri istemiyor.
Kimse kahve masasında para politikası araçlarını veya makroekonomik göstergeleri tartışmıyor.
İnsanların beklentisi daha basit:
“Yarın neyle karşılaşacağımı bileyim.”
“Plan yapabileyim.”
“Birikimimin değeri korunsun.”
“Kurallar herkese eşit uygulansın.”
Aslında ekonomik güven dediğimiz şey de budur.
Güven, devletin her şeyi kontrol etmesiyle değil; herkesin kuralların işleyeceğine inanmasıyla oluşur.
Kurumsal akıl yalnızca bugünü kurtarmaya değil, geleceği inşa etmeye çalışır.
Çünkü günü kurtarmak kolaydır.
Asıl zor olan, on yıl sonrasını düşünerek karar alabilmektir.
Ekonomik başarı bazen büyük projelerle değil, sessiz çalışan kurumlarla gelir. Çünkü güçlü ekonomiler çoğu zaman manşetlerle değil, istikrarlı sistemlerle büyür.
Sonuç olarak ekonomide önemli soru şudur:
Dümeni her gün farklı yöne çeviren bir anlayış mı olacak, yoksa rotasını önceden belirlemiş, kurallarla ilerleyen bir yönetim anlayışı mı?
Çünkü denizde olduğu gibi ekonomide de sadece güçlü motor yetmez.
Sağlam bir pusula da gerekir.

YORUMLAR