Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hakan Kanber / Gazeteci
Hakan Kanber / Gazeteci

KöşeliYorum / ‘Yeni’ Türkiye

‘Usuldendir’ her eski yılın bitiminde Türkiye’de ve dünyada o yılın nasıl geçtiğine, neler yaşandığına dair medyada haberler yapılır. Köşe yazıları yazılır.

Meslek hayatım boyunca böyle haberler yapmışlığım çoktur ama hiç köşe yazısı yazmamıştım.

Bu benim için bir ‘ilk’ oldu.

Kendime bunun ‘nedenini’ sorduğumda şu yanıt öne çıktığı için böyle bir köşe yazısı hazırladım: “Türkiye’de işler iyi gitmiyor! Gün, günü aratıyor vaziyetlerini yaşıyoruz! Kötü denilebilecek olaylarda yerimizde bile saymıyoruz, sürekli ileri gidiyoruz. Bir gün içinde inanması güç, birkaç travmatik gündeme tanıklık ediyoruz! Kötünün, kötülüğün, kötü olayların arkası bir türlü gelmiyor!”

 

***

 

Yapay zekâ uygulamalarını çok mecbur kalmadıkça mesleki anlamda kullanmam. Hatta karşıyım da…

Fakat yazacağım konunun oldukça uzun ve detaylı olacağını bildiğim için bu defa ‘yapay zekâlı’ arkadaştan yardım aldım. Sadece bir cümlelik soruma verdiği cevap, sayfalarcaydı!

Şaşırdım, inanasım gelmedi! Haberleştirdiğim, klavyemden geçen ve fakat unuttuğum olaylar alt alta sıralanmaya başladı!

Sayfalarca tutan cevabı sadeleştirdim, konu başlıklarına ayırdım ve ancak bu kadar kısaltabildim!

2025, Türkiye açısından bireysel olaylardan çok yapısal sorunların görünür hale geldiği bir yıl olarak geçmiş!

Şiddet, yoksulluk, güvencesizlik ve adalet başlıkları farklı alanlarda aynı anda derinlik kazanmış!

2025 yılı boyunca Türkiye’de toplumsal, siyasal ve kurumsal düzeyde resmen bir ‘kırılma’ ve ‘eşik aşımı’ yaşanmış!

 

***

 

Dünyada yaşananlar bir yana…

Birilerinin ‘Yeni’ Türkiye diye ‘yeni’ bir nitelendirme yaptıkları yurdumda yaşananları tarih ve haber detaylarına girmeden, toplumsal etki ve sonuçlarını başlıklar halinde vermeyi uygun gördüm…

 

Eğitim:

-Öğrenci, veli ve okul yöneticilerinin karıştığı şiddet olayları ülke geneline yayıldı.

-Silahlı saldırılar okul ortamına girdi.

-Okul güvenliği ilk kez kitlesel biçimde tartışılır hale geldi.

-Eğitim kurumları artık ‘güvenli alan’ olarak algılanmıyor.

-Okullarda ve yurtlarda cinsel istismar vakaları arttı.

-Okul yöneticilerinin şiddet uyguladığı vakalar sıkça görülür oldu.

-MESEM’lerde çocuk işçiliğine bağlı iş kazaları ve ölümler çığırından çıktı.

-Rehberlik ve denetim mekanizmalarının yetersizliği tartışmaya açıldı.

-İstismarı açığa çıkaran öğretmenler mobbinge uğradı.

 

Kadın:

-Uzaklaştırma ve koruma kararlarına rağmen işlenen kadın cinayetleri arttı.

-Boşanma sürecindeki kadınlara yönelik şiddet belirginleşti.

-Hukuki tedbirlerin caydırıcılığına dair toplumsal inanç zayıfladı.

-Failin çoğunlukla eş, eski eş, partner veya baba, ağabey, kardeş olması dikkat çekti.

-İstanbul Sözleşmesi tartışmaları yeniden alevlendi.

 

Deprem-Konut-Barınma:

-Depremzedelere konut teslimlerindeki gecikmeler normalleşti.

-Deprem bölgesinde eğitim, sağlık ve barınma sorunları kronikleşti.

-Afet sonrası iyileşmenin sürdürülemediği görüldü.

-6 Şubat depremleri sonrası barınma krizi hep devam etti.

-Kalıcı konutlar gecikti, sözler tutulmadı.

-Tüm bu yaşananlar, yeni depremlere hazırlıksızlık eleştirilerini doğurdu.

 

Çocuk işçiliği:

-Çocuk ölümleri ve iş kazaları kamuoyunda geniş yankı buldu.

-“Mesleki eğitim mi, çocuk emeği mi?” sorusu merkezi tartışma haline geldi.

-Çocuk işçiliği ilk kez bu ölçekte meşruiyet krizi yaşadı.

 

Ekonomi:

-Emekli ve asgari ücretlinin temel gıdaya erişimi zorlaştı, alım güçleri ciddi oranda eridi.

-Orta sınıfın çözülmesi görünür hale geldi.

-Yoksulluk artık bir ‘istisna’ değil, yaygın bir durum olarak kabullenildi.

-Yüksek enflasyonun kalıcı hale geldi.

-Gıda, kira ve enerji fiyatlarında keskin artışlar görüldü.

-Sosyal yardımlara bağımlı hane sayılarında yükselmeler yaşandı.

 

Basın ve ifade özgürlüğü:

-Sosyal medya paylaşımlarına yönelik soruşturmalar arttı.

-Gazeteciler ve bağımsız mecralar üzerinde baskı yoğunlaştı.

-Dijital alanlar da güvenli ifade mecrası olmaktan çıktı.

-Gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalar arttı.

-Haber sitelerine erişim engelleri yaygınlaştı.

-Otosansürün yaygınlaşması neredeyse olağanlaştı.

 

Adalet-Hukuk-Yargı:

-Yargı kararlarına duyulan toplumsal güven ciddi biçimde sarsıldı.

-Uzun tutukluluklar ve çelişkili kararlar yaygın eleştiri aldı.

-“Adalet kime göre?” sorusu toplumsal dile yerleşti.

-Hukukun öngörülebilirliği algısı zedelendi.

-Adalette çifte standart iddiaları kabul görmeye başladı.

-AYM ve AİHM kararlarının uygulanmaması tartışmaları beraberinde getirdi.

-Toplumda adalet duygusunun zedelenmesi kaçınılmaz oldu.

 

Çevresel sorunlar:

-Çevre tahribatı geri dönüşü olmayan boyutlara ulaştı.

-Göller, ormanlar ve tarım alanlarında kalıcı hasarlar oluştu.

-Yerel direnişler ülke gündemine taşındı ama sonuçsuz kaldı.

-Kalkınma–doğa dengesi geri dönülmez biçimde zedelendi ve tartışmaya açıldı.

-Orman yangınlarında belirgin artışlar oldu.

-Maden ve enerji projelerine bağlı ekolojik yıkımlar doğaya ciddi tehdit boyutlarına ulaştı.

-Su kaynakları (göller, yeraltı suları) hızla tükenmeye başladı.

-ÇED süreçlerine yönelik şeffaflık tartışmaları ayyuka çıktı.

 

Toplumsal şiddet:

-Toplumsal şiddetin dili normalleşti.

-Linç kültürü, tehdit ve nefret söylemi sıradanlaştı.

-Siyaset, spor ve gündelik yaşamda sert, kırıcı ve yerine göre küfürlü dil yaygınlaştı.

-Şiddet, sadece eylem değil dil olarak olağanlaştı ya da olağanlaştırıldı.

-Siyasi dil, genel anlamda sertleşti ve bozuldu.

-Mülteciler ve dezavantajlı gruplara yönelik nefret söylemi toplumsal kutuplaşmayı doğurdu.

-Kamusal alanda hoşgörünün azalması, toplumsal hoşgörüyü de olumsuz etkiledi.

 

Gelecek kaygısı:

-Gelecekle ilgili olumlu düşünceler neredeyse yok oldu.

-Özellikle gençlerde umutsuzluk ve göç isteği belirginleşti.

-Eğitim ve çalışma yoluyla yükselme inancı aşındı, belki de yok oldu.

-Toplumda ilk kez bu ölçekte kolektif gelecek kaygısı oluştu.

 

Çalışma hayatı:

-İnşaat, maden ve tarım sektörlerinde görülen ölümler ‘iş cinayeti’ tartışmalarını körükledi.

-Denetimsizlik ve taşeronlaşma kaynaklı kazalar arttı.

-Sendikalı işçilere yönelik baskı ve işten çıkarmalar toplumsal infial yarattı

-Kayıt dışı ve güvencesiz çalışma yaygınlaştı.

 

***

 

2025, Türkiye için tekil krizlerin değil, birbirini besleyen yapısal kırılmaların yılı oldu. En temel ortak payda ise şu başlıklarda toplandı: Güvenlik, Adalet, Gelecek Kaygısı…

Peki, 2025 neden bir eşik yılı oldu?

2025, Türkiye’de sorunların ilk kez ortaya çıktığı bir yıl olduğu için değil; uzun süredir biriken yapısal problemlerin aynı anda görünür, hissedilir ve inkâr edilemez hale geldiği bir yıl olduğu için eşik yılıydı. 2025; ‘geçici’, ‘istisnai’ ya da ‘kontrol altında’ denilen birçok durumun kalıcılaştığının toplumsal olarak fark edilmesine yol açtı.

 

***

 

Uzun bir yazı oldu. İçeriği de oldukça ‘can sıkıcı’ bunun farkındayım. Amacım ‘farkındalık’ yaratmaktı. Umarım unuttuklarınızı hatırlatmışımdır. Yurdum insanı okumayı sevmez! Resimlere ya da videolara bakmayı sever. Ben demiyorum, istatistikler diyor bunu… Buraya kadar okuyan olduysa yürekten teşekkür ediyorum.

Ve…

2026’nın içinizden geçen bütün iyi şeylerin gerçekleştiği bir yıl olmasını diliyorum…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI