Nesini söyleyim canım efendim?
Gayri düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhâl eylesem yâr deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim
Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fukara hâlini kimse sormuyor
Padişah sikkesi yâr selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim
Serdari hâlımız böyle n’olacak?
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp yâr viran olacak
Akıbet alınır öcümüz bizim
***
Aşık Serdari 1834/1835 -1922 yılları arasında yaşamış bir halk ozanımız.
Yukarıdaki dizeler ona ait.
17 dörtlükten oluşan uzun şiirinin en bilinen ve türkü olarak çalınıp söylenen üç kıtası…
Bu üç kıta ve şiirin tamamı, onlarca yıl önceden sanki bugünü anlatıyor!
***
‘Seç, beğen, al’ türünden Türkiye gündeminden hangi konuyu seçip, köşemde yazacağımı inanın bulamadım!
Oysa önümdeki uzun ‘konu’ listeme gözlerimi kapatıp, parmağımı rastgele bassam yine bulunur ama ben bulamadım!
Birbiriyle ‘at başı’ hatta ‘burun farkı’ giden, ‘iri’ ve ‘can yakıcı’ konular var!
Ama ben karar veremiyorum!
***
Aşık Serdari’nin o acıklı sözleriyle uyumlu, o acıklı türkü melodisi kulaklarımda…
Adeta beynimin içinde yankılanıyor!
“Nesini söyleyim canım efendim?”
Yazacak ‘konu’ arıyorum… Ama seçemiyorum!
***
Her tarafı dökülen ekonomiyi mi?
“Açız!” diye bağıran emekli, çalışan, çalışmayan kitleleri mi?
İşsizleri mi?
Sokak röportajlarında; gözlerinden kanlı yaşlar akıtan genci, ihtiyarı, amcayı, teyzeyi…
Pazar tezgahlarını yutkunarak ve gözleri dolu dolu izleyen hangi birini…
Ev kirası aldığı maaştan fazla olan emekçiyi, emekliyi mi?
Fiyatı uçup giden et, meyve, sebze vs gıda ürünlerini mi?
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemde balık yiyemeyen yurttaşı mı?
İsimlerinin önünde ‘özel’ yazan hastane, okul fiyatlarını mı?
***
Boş tarlalarda, bağ ve bahçelerde üretim yapılmayan tarımı mı?
Ürününü satamadığı için sokaklara döken çiftçiyi mi?
Sağın ineğini mezbahaya çeken hayvan yetiştiricisini mi?
***
Sadece adı eğitim olan eğitimi mi?
Yarı aç gezen öğrencileri mi?
Her kanun değişikliğinde hakkı gasp edilen öğretmeni mi?
Çocuğunu okula aç gönderen anneyi mi?
MESEM’lerde canından olan ‘çırak’ çocukları mı?
***
İktidarıyla, muhalefetiyle tutulacak bir yanı olmayan iç politikayı mı?
Yoksa savrulup durduğumuz dış politikayı mı?
Neyi söylemeli, neyi yazmalı?
Parti değiştiren ve değiştirdikleri için ‘buldumcuk’ oldukları her hallerinden belli olan dönek siyasetçileri mi?
Yoksa yüz binlerce lira çifte maaşlar alan çok sayın siyasetçileri mi?
Yurttaşın ‘asgari’ maaşını mı?
Hangisini yazmalı, hangisini söylemeli?
***
Sokak ortasında bıçaklanan, silahla vurulan, dövülen, öldürülen…
Adı olmayan, insandan sayılmayan kadınları mı?
***
Madenlerde, inşaatlarda, sanayi kuruluşlarında, şurada burada yaşamını yitiren ve raporlara ‘kazara’ diye not düşülenleri mi?
İlgili kurumların ‘iş cinayeti’ olduğu yüksek sesle dillendirilen o canlardan geriye kalan can yakıcı yoksulluk hikayelerini mi?
Neyi yazmalı? Bilemedim ki…
***
Tam anlamıyla ‘altı üstüne getirilen’ Türkiye doğasındaki çevre katliamlarını mı?
Mahkeme kararları hiçe sayılıp, yeniden ve yeniden ısrarla ihdas edilen ÇED raporlarını mı?
Kıytırık sanayi işletmeleriyle havası kirletilen…
Kofti işletmeleriyle suyu tüketilen…
Kopası ellerle ormanları kesilen… Ve de yakılan…
Yer altı ve yer üstü bütün kaynakları hoyratça ve acımasızca yok edilen…
Her bir yeri cennetten köşe olan yurdumda neyi söylemeli, neyi yazmalı?
***
Hukuk, yargı, adalet…
Hukuk ve yargı ortada da…
Kimse artık kızına ‘Adalet’ ismini bile vermiyor!
‘Adalet’i sembolize eden ‘Adalet Hanım’ karikatürize ediliyor epey zamandır!
Siz de görmüşsünüzdür o karikatürü mutlaka;
Yerde, üstü başı yırtılmış, ağzı-burnu-yüzü morartılmış, gözleri ürkek, korku içinde, fal taşı gibi açılmış…
Bir zorba eliyle ağzını kapatıyor, bir yandan da tecavüz ediyor!
Elindeki kılıcı bir yana düşmüş Adalet Hanımın, öbür elindeki adalet terazisi diğer yana…
“Nesini söyleyim canım efendim?”
***
Her bir konunun altını besleyip, yılın 365 günü makale yazarsınız.
Burası ‘Yeni’ Türkiye…
Gazeteciler için habermiş, köşe yazısıymış, fotoğrafmış hiç mi hiç sorun değil!
24 saatinden ‘gündem’ fışkırıyor! Gani…
Hem de ne gündemler…
Başka bir ülkede olsa her gün deprem yaratacak türden…
Siz söyleyin lütfen…
Nesini söyleyim, nesini yazayım?

YORUMLAR