Bir çocuğa her şeyi vermek, onu büyütmek değildir. Aksine, çoğu zaman ebeveynliğin en zahmetsiz ama en yıkıcı inkâr biçimidir. İstemeden elde edilen imkânlar, sorgusuzca sunulan maddi bolluk ve aile içinde kutsallaştırılan bir çocuk figürü… Tüm bunlar, sevgi kılığına bürünmüş bir sorumluluktan kaçışın işaretleridir.
Her isteği anında karşılanan çocuk, zamanla hak etmeyi değil talep etmeyi öğrenir. Beklemek ona bir hak ihlali gibi gelir; hayal kırıklığı ise kabul edilemez bir haksızlık. Çünkü ona hayat boyunca hiçbir şey eksik bırakılmamıştır. Ebeveyn, çocuğun üzülmemesi adına kendi rehberliğinden vazgeçmiş; kısa vadeli huzur uğruna uzun vadeli bir karakter inşasını sabote etmiştir.
Ailede merkeze konan çocuk, sevilen değil ayrıcalıklı bir varlığa dönüşür. Ebeveynin sözü geri çekilir, sınırlar erir, roller sessizce yer değiştirir. Anne ve baba artık yol gösteren değil; çocuğun arzularını meşrulaştıran figürlerdir. Böyle bir düzende büyüyen çocuk, başkasının varlığını bir eşit olarak değil,bir engel olarak algılar. Empati gelişmez; çünkü empati, merkezin dışında durabilmeyi gerektirir.
Toplumsal değerlerden yoksun bırakılan bir çocuk, yalnızca kendine ait bir ahlak üretir. Saygı, işine geldiği sürece vardır; sorumluluk, başkalarına aittir. Kurallar, esnetilmek içindir; adalet ise yalnızca kendisi mağdur olduğunda hatırlanır. Bu noktada ebeveynin sunduğu maddi imkânlar, çocuğun iç dünyasındaki boşluğu doldurmaz, yalnızca görünmez kılar.
Asıl soru şudur: Ebeveyn kimi korumaktadır? Çocuğu mu, yoksa kendi suçluluk duygusunu mu? “Onun yaşamadıklarımı yaşasın” düşüncesi, çoğu zaman çocuğun yaşaması gerekenleri elinden almakla sonuçlanır. Hayatın zorluklarından tamamen arındırılmış bir çocuk, hayata hazır değildir; yalnızca hayata yabancıdır.
Başarılı ebeveynlik, çocuğu sürekli mutlu etmek değildir.
Başarılı ebeveynlik, çocuğun mutsuzlukla ne yapacağını öğretmektir. Sınır koyamayan, değer aktaramayan ve rehberlikten vazgeçip konfor sunmayı tercih eden ebeveyn, aslında çocuğun geleceğini bugünün rahatlığına feda eder.
Sonuç olarak; her şeyi istemeden elde eden, maddi imkânlarla donatılan ve ailede dokunulmaz bir merkeze yerleştirilen ama toplumsal değerlerden yoksun bir çocuk yetiştiren ebeveyn, başarısızdır. Bu başarısızlık gürültülü değildir; sessizdir, yavaş ilerler ve genellikle çok geç fark edilir.
Ancak bedelini ödeyen hep çocuk olur—ve ardından toplum.

YORUMLAR