Gazetecilik mesleğine ömrünü veren çok sayıda usta gazeteci, geçtiğimiz hafta Uluslararası Basın Konfederasyonu (UBK) tarafından düzenlenen Basının Medya Meslek Yasası ve Medya Meslek Birliği Yolculuğu Bağlamında Marmara Bölge Çalıştayı’nda Çanakkale’de bir araya geldi.
Kilis’imize ait Nahsen Vadeli türküsü, “Suriye’den çıktım aman üç gün vadeli”, diye başlar.
Biz de bu şehit kokan kente üç gün vadeli gittik ve çalıştaya icabet ettik.
Çanakkale demişken;
1915’de Doğu’daki illerden binlerce genç silah altına alınır.
Toplanma merkezi Erzincan’dır.
Hepimizin bildiği gibi şartlar çok ağırdır.
Askerler Çanakkale’ye yürüyerek gitmek zorundadırlar, öyle de olur.
O yiğitlerden biri de Bayburt’un Şingah Mahallesi’nden, Vağındalıoğullarından dedem Şükrü Bini Şevki’dir (Şükrü oğlu Şevki).
Çanakkale’de bulunduğum her an dedem hiç aklımdan çıkmadı, Çanakkale’de yaşananlar dünyada eşi benzeri olmayan tüyleri diken diken eden büyük bir destan hiç şüphe yok.
Bin 400 kilometreyi nasıl yayan gitmişti o yiğitler?
Karınca göçüydü yaşananlar sanki.
Ben dedemi hiç görmedim, ben doğmadan 5 sene önce rahmetli olmuş.
Babamdan dinlediğim bir anekdot sunmak isterim size.
Asker günlerce yürür, tayın verilir elbet yiğitlere ancak yeterli değildir.
Adapazarı Geyve’ye ulaşılır.
O mübarek karıncalar ovanın dört bir tarafına yayılır.
Bilenler bilir Geyve ovasını, o verimli ovada çoktan hasat yapılmış, savaş şartlarından olsa gerek ürünler toplanmış ancak sebze ve meyvelerden çürümek üzere de olsa kalanlar vardır.
Asker adeta siler süpürür ovadaki bakiye ürünleri.
Dedem, “Ova elimin içi gibi oldu” diye tarif eder mevcut durumu.
Domates, patates gibi ürünlerin yeşil kalmış dalları ya da saplarını dahi yerler.
Dedem de bir dalın altına saklanmış yarısı çürümüş bir salatalık bulur, elinin ayasını altına döşek yapar ve çürümek üzere olan o salatalığı dağılmadan alır ve ağzına atar, aslında atmaz adeta hüpletir.
Dört cephede savaşmış dedem.
Yıllar sonra Bayburt Demirözü’ne sılasına döner ve ilk işi evinin bahçesine salatalık ekmek olur.
Her sabah erken saatlerde kalkar tıpkı Geyve ovasında olduğu gibi bostandaki salatalıkları elinin ayasına alır koklar, koparmaz geri bırakır ve hayıflanarak kafasını sallar bir o yana bir bu yana.
Birgün babam dedeme sorar nedenini.
Dedem yanıtlar, “O kadar açtım ki, o çürük salatalığın tadı ve aroması emsalsizdi, sanki cennet taamıydı. O kokuyu arıyorum oğul, bulamadım, belli ki bulamayacağım da. O ruh başka bir ruhtu, o günkü gibi orada yani Geyve’de olmam lazım belki de. Allah o günleri bir daha göstermesin”.
Karınca yuvasını bilirsiniz, on binlerce karınca telaşla ve büyük bir gayretle yuvaya girer çıkar koşturur ve yuvanın krateri andıran ağzından içeri bir şeyler taşır.
Yaşanan kışa hazırlıktır.
Yuva kaynar adeta.
Karıncalar; çalışkanlığın, hamaratlığın, azmin ve kararlılığın simgesidir.
Çeşitli illerden kente gelen gazeteciler de sorunlarını karıncaların krater ağzını aşarak yuvaya ulaştırması gibi Çanakkale’ye taşıdı, anlattı, çözüm önerilerini sundu.
Herkes karınca kararınca katkı sundu çalıştaya.
Karınca demişken bir parantez açmalıyım.
Toplantının düzenlendiği Çanakkale’de bir karınca var ki ona hayran olmamak mümkün değil.
Aslında ona atom karınca demek daha doğru olacak.
Uluslararası Basın Konfederasyonu Çanakkale temsilcisi duayen gazeteci Vedat Sezer’den söz ediyorum.
Çanakkale’deki karınca yuvamızın her şeyiydi o.
Öylesine bir ev sahipliği ve konukseverlik örneği gösterdi ki bize, gönüllerimizi fethetti.
Karınca metaforu ile başladık devam edelim.
Gelelim yuvanın kral karıncasına.
Yani Uluslararası Basın Konfederasyonu Genel Başkanı Sayın Şakir Gürel’e.
Ben ona Anadolu basınının babası diyorum.
Çünkü sorunlarımıza o sahip çıkıyor, çok koşturuyor ve kangren olmuş sorunlar yumağını çözmek için yılmadan, bıkmadan usanmadan mesai harcıyor, temaslarda bulunuyor ve projeler üretiyor.
Gazetecilerin vergi mükellefi olurken Ordu’da Madeni Eşya ve Sanatkârlar Odası’na, Bursa’da Elektronikçiler Odasına, Şanlıurfa’da Aktarlar Odası’na kayıt olma zorunluluğuna isyan ve itiraz eden belki de tek meslek örgütünün yolbaşıcısı Sayın Gürel.
Bu garabeti sona erdirmek amacıyla Medya Meslek Odası’nın bir an önce kurulmasına öncülük ediyor ve TBMM, siyasal örgütler ve ilgili paydaşlarla bir araya geliyor.
Maşallah arı gibi çalışıyor.
Medya Meslek Odası kurulduğunda gazeteciler kendi meslek odalarına kayıt olacak.
Biliyorsunuz bu ülkede- asla hakir görmüyorum – tablacı olmak istiyorsanız, Seyyar Satıcılar Odası’na kaydolmak zorundasınız.
Çok başarılı, ses getiren ve sonuca doğru ilerlerken büyük yol alınan 11 çalıştayın ardından ben Genel Başkan Gürel’in bundan böyle Anadolu basınının büyükbabası olduğuna inanıyorum.
Anadolu basınının sorunlarına çözüm bulabilmek için öylesine bir azmi ve çabası var ki dedemin madalya beratındaki ifadeyle say ü gayret (üstün gayret) gösteren bir duayen Şakir Gürel.
İşte bu yüzden kral karınca ya.
Sayın Gürel ve paydaşlarının en önemli projelerinden biri de Medya Meslek Yasası.
Medya Meslek Yasası meclisten geçerse, basınımız öz denetime kavuşacak ve eline bir cep telefonu alan gazeteci olamayacak ya da sayılmayacak.
Gürel çalıştayın açılışında yaptığı konuşmada, “Türkiye’deki basın ekosistemi için “Medya Meslek Yasası ve Medya Meslek Birliği” demokratik standartlar açısından oldukça kritik bir eşikte durmaktadır. Basında öz denetimin (self-regulation) eksikliği, medyanın sadece kendi saygınlığını değil, doğrudan toplumsal huzuru ve kamu yararını da tehdit etmektedir. Türkiye’de medyanın etik standartlarını koruyacak bağımsız ve işlevsel bir öz denetim mekanizmasının yokluğu, kamu ve halk nezdinde şu temel tehlikelere yol açmaktadır:Sektör kendi iç disiplinini sağlayamadığından, ortaya çıkan boşluk genellikle kamu otoritesinin sert yasal düzenlemeleriyle doldurulmaktadır. Bu da basın özgürlüğünün, “denetim” adı altında kısıtlanmasına ve sansür mekanizmalarının meşrulaşmasına kapı aralamaktadır.Bugün Basının yaşadığı ve Basından yaşanılan sıkıntıların nedeni iletişimin gelişmesi, dijital mecraların yaygınlaşması ile birlikte mevcut yasanın gelişmelerin gerisinde kalması ve Basında öz denetimi sağlayan, Barolar Birliği gibi bir Meslek Birliğinin olmamasıdır.Bu sorun farklı şekillerde, farklı siyasi görüşler iktidardayken dün vardı, bugün var, iktidardaki siyasilerin keyfi tasarruflarından bağımsız yeni bir Medya Meslek Yasası ve bu yasa ile bir öz denetim mekanizması oluşturulmadığı takdirde yarın da olmaya devam edecektir.Bugün iktidarın Basına karşı tutunduğu tavırdan şikâyet edenler de Basının iktidara karşı tutunduğu tavırdan şikâyet edenler de dün bu konuda gerekli yasal düzenlemeleri yapmayanlardır” dedi.
Öte yandan, üniversitelerin iletişim fakülteleri bünyesinde kurulacak Medya Meslek Akademilerinde formasyon almayanlar gazetecilik yapamayacak.
Bu konuda ilk adım pilot il seçilen Çanakkale’de atıldı.
Uluslararası Basın Konfederasyonu ile Çanakkale 18 Mart Üniversitesi (ÇOMU) arasında protokol imzalandı, ilk akademi Çanakkale’de kuruluyor.
Ayrıca ERASMUS projeleri kapsamında üniversitelerle protokoller imzalanıyor, yine ilk protokol ÇOMÜ’de imzalandı.
Uluslararası Basın Konfederasyonu Türkiye’de olmazları olduruyor.
Gelelim yazımın başlığının neden karınca yuvası olduğuna.
Çanakkale’de bulunduğum üç günlük gezide öylesine duygu dolu ve boğazımı düğüm düğüm eden şeyler yaşadım ki.
Fotoğrafta gördüğünüz karınca yuvasının sakın ola sıradan bir yuva olduğunu düşünmeyin.
Savaş çok yoğundur ve aralıksız sürer, zaman zaman iki taraf da ara verir harbe.
İşte o savaşsız geçen günlerde asker elbiselerini çıkarır ve karınca yuvasının üstüne koyar.
Sabaha kadar bekler.
Sabah kalktığında silkeler karıncalardan arındırır ve giyer.
Nedeni şudur; asker yoğun çatışmalardan dolayı yıkanamaz ve elbiselerini yıkayamaz dolayısıyla bitlenmiştir, karıncalar gece boyu bitleri temizler.
Bu lanet olası savaşın getirdiği bir zorunluluktur ancak duyduğumda adeta yüreğimi burktu, boğazıma bir yumruk oturdu.
Siz siz olun askerin bitlerden kurtulduğu bu akıl dolu ama yürek yakan durum gibi ülkemizi işgal eden o bitlerden nasıl kurtarıldığını asla unutmayın.
Hep hatırlayın.
Lütfen tutun çocuğunuzun elinden koşun Çanakkale’ye.
O ruhu görün, o havayı teneffüs edin, o karınca yuvasını ve daha nice bilinen ve bilinmeyen olayı yerinde görün ve dinleyin.
Mustafa Kemal’i ve silah arkadaşlarını minnetle yad edin.
Çanakkale nasıl geçilememiş görün.
Saygıyla.




YORUMLAR