Haberebakis.com
Türkiye, 5 Aralık Dünya Toprak Günü’ne tarım topraklarının daraldığı, meraların yapılaşmaya açıldığı ve büyük ölçekli maden projelerinin köylerin hemen yanı başında yükseldiği bir dönemde girdi. Bilirkişi raporları ve mahkeme kararlarıyla “uygun değil” denmesine rağmen yeniden onaylanan yatırımlar, ekosistemin en kırılgan alanlarında ciddi baskı oluşturuyor.
DEVLET-ŞİRKET İTTİFAKI VE BÜYÜYEN MADEN BASKISI
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre son bir buçuk yılda 468 bin 784 hektarlık alan maden şirketlerine devredildi. Bu rakam Trabzon’un yüzölçümünü geride bırakıyor. Aynı dönemde yapılan 698 satış ihalesinin 202’si, 1000 hektarın üzerinde büyüklüğe sahip mega maden projelerini kapsıyor. Sadece son 3 yılda 2 bin 372 ihale ile toplam 2 milyon 9 bin 245 hektar alan yatırımcıların kullanımına açıldı.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 2023 başından 28 Ekim 2025’e kadar yürüttüğü süreçte ise toplam 4 bin 634 maden projesi için çevresel etki değerlendirme dosyası yayımlandı. Bu tablo, Türkiye’nin hemen her bölgesinde tarım alanlarının, ormanların ve su kaynaklarının yoğun baskı altında olduğunu gösteriyor.
MAHKEME DURDURDU, BAKANLIK TEKRAR ONAYLADI
Dünya Toprak Günü’nün hemen öncesinde Kırklareli Merkez’e bağlı Koruköy’de uzun süredir tartışma konusu olan bir taş ocağı projesi yeniden gündeme geldi. Çimentaş’ın 99,85 hektarlık orman alanında planladığı patlatmalı taş ocağı projesi, Edirne İdare Mahkemesi tarafından “yanlış yer seçimi, bilimsel eksiklikler ve kamu yararı bulunmaması” gerekçeleriyle durdurulmuştu. Mahkeme kararının ardından bilirkişi heyeti de projenin köy yaşamı ve ekosistem için ağır sonuçlar doğuracağını açıkça belirtmişti.
Ancak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı dün yayımladığı yeni kararla projeyi yeniden uygun buldu. Böylece köy sınırına 1350 metre mesafedeki kalker ocağı, ikinci kez köy halkının gündemine girmiş oldu.
EVLERİN DİBİNDEKİ RİSK BÜYÜYOR
Bilirkişi raporuna göre proje sahası, hayvan çiftliğine 450 metre, Koruköy yerleşimine ise 1350 metre uzaklıkta. Tarım arazileri ve meralar da ocağa yalnızca 150–200 metre mesafede yer alıyor. Uzman ekip, patlatmalı çalışmanın bölgedeki ürün verimini düşürebileceğini, hayvan sağlığı üzerinde baskı yaratabileceğini ve köy ekosistemini bozabileceğini rapora yansıttı.
19 BİNİN ÜZERİNDE AĞAÇ TEHLİKE ALTINDA
Keşif çalışmalarında proje alanının büyük kısmının verimli orman olduğu belirlendi. Kapalılık oranı yüzde 71’in üzerinde olan bu sahada toplam 19 bin 526 ağacın kesilmesi planlanıyor. Orman Genel Müdürlüğü, bu kesimin orman bütünlüğünü bozacağını kabul etti. Ayrıca raporda ağaç kaybının su rejimini, yaban hayatını ve bölgedeki mikro iklimi olumsuz etkileyeceği vurgulandı.
Projeye en yakın su kaynaklarından biri köylülerin içme suyu olarak kullandığı doğal çeşme. Bu kaynak, proje sahasına 1000 metre mesafede bulunuyor. Patlatmaların yer altı su dengesine zarar verebileceği ve toz partiküllerinin suya karışma riskinin ÇED dosyasında ele alınmadığı da bilirkişi değerlendirmesinde yer aldı.
TOPRAĞIN KAYBI GELECEĞİ TEHDİT EDİYOR
Kırklareli Doğa ve Kültür Koruma Derneği, Dünya Toprak Günü kapsamında yaptığı açıklamada hem bilimsel verileri hem de anayasal yükümlülükleri hatırlattı. Yönetim Kurulu Başkanı Göksal Çidem, tarım topraklarının değerinin sıklıkla göz ardı edildiğini belirterek, “1 cm tarım toprağı birkaç yüzyılda oluşuyor. Tarım en az 20–30 cm derinlikte yapıldığına göre, binlerce yılda oluşan toprağı birkaç ayda geri dönüşsüz biçimde kaybediyoruz” dedi.
Çidem, projelerin bölgeyi tanımayan kişiler tarafından planlanmasının köylülerin tepkisine neden olduğunu, yerelin görüşü alınmadan hazırlanan her dosyanın tahribat riskini büyüttüğünü ifade etti. Mevcut yasaların aslında çevreyi korumaya uygun olduğunu vurgulayan Çidem, sorunun denetim ve yaptırım eksikliğinden kaynaklandığını belirtti.
TOPRAKSIZ BİR GELECEK MÜMKÜN MÜ?
Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’nün verilerine göre küresel toprakların yüzde 33’ü bugün verimsiz durumda. Çidem, 2050’ye gelindiğinde kişi başına düşen ekilebilir arazi miktarının 1960’ın dörtte birine düşeceğini hatırlatarak, “Bu tablo bize tek gerçekliği gösteriyor: Toprağı kaybedersek gelecek de kaybolur” dedi.
Çidem açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Yetkililerin attığı her imza yalnızca bugünü değil, yarının çocuklarını da etkiliyor. Toprak Ana’ya saygı, yaşamın temelidir. Onu korumak gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuzdur.”
