Biraz argo oldu ama bu ifade benim değil, o nedenle tırnak içine aldım!
Yıllar önce yurdum insanı ‘Hıyar Festivali’ düzenliyordu. O festivaldeki bir etkinliğe ait isim…
‘Hıyar’ argo kaçtığı için festivalin adında ufak bir revizyon yapıp ‘Salatalık’a çevirmişlerdi.
Bir de tüm festivallerde olduğu gibi ‘ağa’ seçiyorlardı.
E tabi ‘Hıyar Güzeli’ seçemeyecekleri için adını değiştirip; ‘Salatalık Ağası’ demişlerdi.
Bilenler bilir; sofralarımızın vazgeçilmez lezzeti bu sebzenin orijinal adı ‘salatalık’ falan değil; hıyar…
Cacık ve salatanın değişmez çeşnisi… Argo söylemlerin baş tacı… Rahmetli Barış Manço’nun “Kendimi soyulmuş hıyar gibi hissediyorum…” dizeleriyle başlayan unutulmaz, “Cacık” isimli parçasına konu olan hıyar…
Ama hep ‘belden aşağı’ düşünen, kafası insan ırkının üreme organlarında takılı kalan yurdum insanı neredeyse ‘küfür’ aracına çevirdiği güzelim hıyarı, bir anda salatalık yapıvermiş.
Bu ansiklopedik bilgi bir tarafa… Biz devam edelim yazımıza…
Adının çağrıştırdıklarından ötürü olsa gerek basında oldukça itibarlı bir yer edinmişti bu festival…
‘Salatalık Festivali’ medyanın görüntülü, görüntüsüz bütün mecralarında arz-ı endam ediyordu o yıllar.
Adana’nın Ceyhan ilçesine bağlı Başören Köyü’nde yapılıyordu bu festival…
Başören Köyü Salatalık Festivali’ne, Ziraat Odası ‘öncülük’ ediyordu. Yani finanse ediyordu…
Yukarıda da belirttiğim gibi her yıl bir de ‘ağa’ seçiliyordu.
Rekor; Başören Köyü’nün o yıllardaki Muhtarı Ahmet Yaraş’a aitti.
Yani muhtar, her festival sonunda ‘Hıyar Ağası’ seçiliyordu.
Sonra ne olduysa oldu, bu festival bir anda yapılmaz oldu!
Bir haberci olarak iptal kararının niyesini, nedenini çok soruşturduk ama sağlıklı bir açıklamaya ulaşamadık.
***
Kısa bir araştırma yaptım; Türkiye’de en çok ne tür festival, etkinlik vs yapılıyor diye…
Dumura uğradım!
Bostan, sebze, meyve ağırlıklı bir menümüz varmış! Az biraz da yemek… Uçurtma şenlikleri, insan ve deve güreşleri de var ama onlar ‘seyirlik’, yemelik-içmelik değil…
Bilim, teknoloji, sanat falan; öldürmeyecek kadar işte…
Ben de sırf ‘yeşillik’ olsun diye üşenmedim, tek tek yazdım adına festivaller düzenlenen o şeyleri:
Erik, kayısı, karpuz, üzüm, şeftali, limon, kiraz, portakal, muz, tatlı, keşkek, pirinç, ayçiçeği, fındık, kuruyemiş, tereyağı, süt, yoğurt, halı, alışveriş, yemek, içki, aşure, yumurta, elma, nar, kavun, incir, bal, mantar, göl, çilek, tekne, ahşap, peynir, tantuni, pamuk, kabak, çam fıstığı, aşçılar, tabakçılar, zeytin, çağla, şarap, pekmez, sirke, dut, patates, patlıcan, ceviz, tuz, avcılık, leblebi, kömür, insan güreşleri, deve güreşleri, balıkçılık, yayla…
Liste uzayıp gidiyor!
Tabi bu festivallerde o ürünün adına uygun olarak; mutlaka ama mutlaka birer de ‘ağa’ veya ‘güzel’ seçiliyor.
***
Son yıllarda zengin sofralarını süsleyen, saraylarda arz-ı endam eden Ejder Meyvesi, Mango vs meyvelerin yakın zamanda festivali falan olur mu, işte onun cevabını vermek biraz zor. Ne de olsa ‘memleket’ten değiller. İthaller…
Domalan Mantarı, Çükündür Pancarı için bir etkinlik, festival planlamasının olmadığını da söyleyebilirim. Bunlar isimlerinden kaybediyorlar çünkü…
Hadi hıyarı salatalık yaptılar, Domalan Mantarı’na nasıl bir isim bulacaklar ki? Hadi buldular diyelim; ‘güzel’ veya ‘ağa’ meselesi nasıl halledilecek?
Hele o Çükündür Pancarı…
I ıh, mümkün değil!
Dilber Dudağı, Vezir Parmağı, Kadınbudu Köfte, Şıllık Tatlısı, Kerhane Tatlısı, Hanım Göbeği, Köpoğlu gibi yemeklerin de Çükündür Pancarı ve Domalan Mantarı ile aynı kaderi paylaşacaklarına eminim.
Yok onlara öyle festival mestival…
O nasıl isimler yahu? Resmen ‘muzır’ neşriyat!
Ketçaptan, mayonezden, battaniyeden, boş damacanadan falan ‘tahrik’ olduğu bilinen ‘belli’ bir kesim var bu ülkede!
Maazallah; Domalan Mantarı, Dilber Dudağı, Vezir Parmağı, Kadınbudu Köfte, Şıllık Tatlısı gibi şeylerle festival yapılırsa bu ‘nimet’lerin başına neler gelebileceğini insan kestiremiyor!
***
Bu festivallerin içine, ilgili etkinlikle hiç bir ilgi ve alakası olmayan çeşitli sanatçılar monte edilerek devletten ve devletin imkânlarından para aktarıldığı da yazılıp çiziliyor.
Yöre insanına iyilik mi yoksa kötülük mü yapılıyor, belli değil!
Bu işlere finansörlük yapan kamu kurum ve kuruluşları başta olmak üzere; tüm yerel yönetimler ve mesleki kuruluşların bu hususa özen göstermeleri gerekmiyor mu?
Tüketici konumundaki yurttaş, yolunacak kaz gibi mi görülüyor?
Beytülmal denilen, ödediğimiz vergilerden oluşan hazine kasasının özenle korunması başlıca görevlerden değil mi?
***
Türkiye karnaval yeri gibi adeta…
Aklımda deli sorular…
Gündelik yaşam keşmekeşi ve saniyeler içinde değişen Türkiye, bölge ve dünya gündemi arasında gözlerden kaçan festivaller; bir talan ve vurgunun örtüsü mü olarak kullanılıyor?
Yoksa halkın dikkatini başka şeylere yönlendirmeyi mi?
Ya da her ikisini birden mi?
Bu sorulara açıklık kazandıracak merci, hukuk. Biz gazeteciler, değiliz.
Her biri ‘ekonomik birer değer’ ve ‘beslenmemizin vazgeçilmez parçaları’ olan hıyara, bamyaya bir şey demiyoruz.
Ancak bu kadar yoğun ve farklı bir gündeme sahip Türkiye’de, ‘her şeye rağmen’ Hıyar Festivali dahi yapılmış ve bir Hıyar Ağası seçilebilmişse, sözün bittiği yerdeyiz sanırım.
Çok klasik ve klişe bir deyim yaşananlara ‘cuk’ oturuyor: “Cambaza bak…”

YORUMLAR