Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Göller Bölgesi ‘çöller bölgesi’ mi olacak?

SDÜ’den Dr. Meltem Kaçıkoç’un 1990–2024 verilerine dayanan çalışması, Göller Bölgesi’nde ciddi su kaybını ortaya koydu. Eğirdir’de 2,3 metre, Beyşehir’de 6,6 metre, Burdur’da ise 14,8 metrelik düşüş yaşandı.

SDÜ’den Dr. Meltem Kaçıkoç’un 1990–2024 verilerine dayanan çalışması, Göller Bölgesi’nde

Haberebakis.com

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Meltem Kaçıkoç, 1990–2024 yılları arasındaki verilerin Göller Bölgesi’nde kalıcı ve uzun vadeli bir su kaybına işaret ettiğini açıkladı. Eğirdir, Beyşehir ve Burdur göllerinde ölçülen seviye düşüşlerinin yalnızca mevsimsel dalgalanmalardan değil, iklim krizi ve plansız su kullanımı gibi yapısal sorunlardan kaynaklandığı belirtildi.

GÖLLER BÖLGESİ’NDE ALARM ZİLLERİ
Dr. Kaçıkoç, son yıllarda Türkiye genelinde etkisini artıran iklim değişikliği, yükselen sıcaklıklar, düzensiz yağış rejimi ve kar örtüsündeki belirgin azalma nedeniyle doğal göller üzerinde ciddi bir baskı oluştuğunu söyledi. Bu baskının özellikle Göller Bölgesi’nde çok daha net hissedildiğini vurgulayan Kaçıkoç, göllerin doğal su bütçesinin bozulduğunu belirtti.
Tarımsal sulama, yer altı ve yüzey sularının yoğun ve kontrolsüz kullanımı da bu süreci hızlandıran faktörler arasında gösteriliyor. Uzmanlara göre, suyun plansız çekilmesi, göllerin kendini yenileme kapasitesini zayıflatıyor.

RİSK ALTINDAKİ GÖLLER AÇIKLANDI
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın değerlendirmelerine de değinen Dr. Kaçıkoç, Sapanca, İznik, Eber, Akşehir, Eğirdir, Beyşehir, Burdur, Bafa ve Seyfe göllerinin kuraklık açısından öncelikli risk grubunda yer aldığını aktardı.
Bu liste içinde Beyşehir, Eğirdir ve Burdur göllerinin, hem ekolojik hem de bölgesel su güvenliği açısından Göller Bölgesi’nin en kritik üç su kaynağı olduğunu vurguladı.

ÜÇ GÖL, ÜÇ KRİTİK ROL
Beyşehir Gölü’nün Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü ve aynı zamanda önemli bir içme suyu rezervi olduğunu hatırlatan Kaçıkoç, Eğirdir Gölü’nün ise ülkenin ikinci en büyük tatlı su gölü olarak hem içme suyu temini hem de tarımsal sulama açısından stratejik öneme sahip olduğunu ifade etti.
Burdur Gölü’nün içme suyu amacıyla kullanılmamasına rağmen, kapalı havza yapısı ve hassas ekosistemi nedeniyle iklim değişikliğinin etkilerinin en net izlendiği alanlardan biri olduğuna dikkat çekildi.
Uzmanlara göre bu üç gölde yaşanan su kaybı, yalnızca yerel bir sorun değil; Türkiye’nin uzun vadeli su güvenliği açısından da kritik bir uyarı niteliği taşıyor.

EN ÇARPICI DÜŞÜŞ BURDUR GÖLÜ’NDE
Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından tutulan uzun dönemli ölçümler, göllerdeki gerilemeyi rakamlarla ortaya koyuyor. 1990–2024 verileri incelendiğinde, üç büyük gölde de kalıcı ve ciddi seviye düşüşleri yaşandığı görülüyor.
Beyşehir Gölü’nde yıllık ortalama su seviyesi 1990’da 1128,52 metre iken, 2024’te 1121,97 metreye geriledi. Bu, yaklaşık 6,6 metrelik bir kayıp anlamına geliyor.
Eğirdir Gölü’nde ise yıllık ortalama seviye 916,84 metreden 914,50 metreye düştü. Toplam kayıp 2,3 metre olarak hesaplandı.
En dramatik tablo ise Burdur Gölü’nde yaşandı. 1990’da 851,88 metre olan ortalama su seviyesi, 2024’te 837,12 metreye kadar indi. Bu, yaklaşık 14,8 metrelik bir düşüş anlamına geliyor.
Bu veriler, göllerde yaşanan değişimin geçici değil, uzun vadeli ve kalıcı bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.

MİLYONLARCA METREKÜP SU KAYBI
Dr. Kaçıkoç, özellikle Eğirdir ve Beyşehir gibi sığ ve yüzey alanı geniş göllerde birkaç metrelik düşüşün bile milyonlarca metreküp su kaybı anlamına geldiğini söyledi.
Su hacmi azaldıkça gölün kendini yenileme kapasitesinin düştüğünü, su sıcaklığının arttığını ve kirleticilerin yoğunlaştığını belirten Kaçıkoç, bunun alg patlamalarına, oksijen seviyelerinin düşmesine ve ekosistem dengesinin bozulmasına yol açtığını ifade etti.
Bu sürecin hem içme suyu temini hem de tarımsal sulama açısından ciddi riskler yarattığı vurgulandı.
SORUN SADECE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ Mİ?
Uzmanlar, ortaya çıkan tablonun yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağını belirtiyor. Kuraklık önemli bir faktör olsa da, plansız su kullanımı, tarımsal sulamada aşırı çekimler, havza ölçeğinde yeterli planlama yapılmaması ve yer altı sularının kontrolsüz kullanımı süreci hızlandırıyor.
Dr. Kaçıkoç’un yürüttüğü modelleme çalışmaları, mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde göllerdeki su kaybının artarak süreceğini ortaya koyuyor. Bu durum, göllerin doğal dengesinin geri dönülmez biçimde bozulma riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

NE YAPILMALI?
Kaçıkoç’a göre kuruyan göller, yalnızca iklim koşullarının değil, su yönetimine ilişkin mevcut yaklaşımların da yeniden ele alınması gerektiğini gösteren güçlü bir uyarı niteliği taşıyor.
Doğru planlama ve kararlı uygulamalarla su kaybının yavaşlatılabileceğini belirten Kaçıkoç, su seviyesi yönetimi, su çekimlerinin denetlenmesi ve kirlilik yüklerinin azaltılmasıyla göllerin ekolojik direncinin güçlendirilebileceğini söyledi.
Bu sürecin ancak kamu kurumları, yerel yönetimler, bilim insanları ve su kullanıcılarının ortak hareket etmesiyle mümkün olabileceği vurgulandı.

GERİ DÖNÜŞ İÇİN ZAMAN DARALIYOR
Uzmanlara göre bugün atılacak her doğru adım, yalnızca gölleri değil, suya bağlı tüm yaşamı ve gelecek kuşakların su güvenliğini doğrudan etkileyecek. Aksi halde, Göller Bölgesi’nde yaşanan bu kayıpların kalıcı hale gelmesi kaçınılmaz olabilir.

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI