Halkın bilincinin malum “siyasi bilinç”i az da olsa aşmaya başladığı günleri yaşıyoruz. Çünkü ne de olsa ülkemizde siyaset meclis içindeki partilerin arenasına dönüşmüş bir sahne olarak topluma yansır olmuştur.
Bu sahnede toplumsal dönüşümün alıştıra alıştıra, sindire sindire en uç noktaya, tarihi bir eşiğe gelindiği bu günlerde hızla ve aceleyle yeni bir yapılaşmada el birliğiyle son noktayı koymaya kararlı olunduğu görülmektedir. Bu bağlamda 10 Ağustos tarihinin seçilmiş olması da oldukça anlamlıdır.
Nitekim cehaletin bu denli yayılıp özellikle de eğitim başta olmak üzere tüm kurumlara yerleştiği bugüne kadar hiçbir dönemde görülmemiştir.
Ne yazık ki yayılmacı bir yol izleyen neoliberal sömürü sistemi -neticeleri üzerinden düşünüldüğünde- çok hızlı ve bölgesel olarak geniş kapsamlı sonuçlar alma istemiyle dünyanın geleceğinin sistemin devamından yana yine Orta-Doğu üzerinden şekillendirilmeye çalışıldığı görülmektedir.
Bu konuda öncelikle bilinmesi gereken, hiçbir sistemin tek başına kendini yenileyemeyeceği ve bu nedenle bir sistemin devamı için mutlaka aktörlere ve rollere ihtiyaç duyulduğu ve duyulacağı gerçeğidir.
Bu hegomonik küresel yapılanmada ülkemizin ve dolayısıyla siyasal yapılanmamızın rolü ve gerçekler hiç şüphesiz on kusur yıldan bugüne ülkemiz siyasetinin sıkışıp tıkanmışlığıyla bugün daha açık seçik görünür duruma gelmiştir.
Öyle ki ülkemizde toplumu köleleştiren dış ve iç destekli, yönlendirmeli sermaye ve para piyasalarının önü açılmış, kuralsızlık ve denetimsizlik kurumlar da dahil olmak üzere meşru hale gelmiştir. Bu bağlamla toplum, bir belirsizliğin, kaos ortamının ve çaresizliğin içine hapsolmuştur.
Yani sistem kendi neoliberalist yayılmacı beyin gücünü en uç noktalara kadar kullanmakta, oy kaygısıyla Ana muhalefet ve bir çok muhalif parti iktidarı uzun süredir ve yine besler durumdadır. Yani ülkemiz siyaseti genel olarak bir noktayı besleyen ve beslenen olarak işlevsizleştirilmiştir.
Bu da bize, ülkemiz siyasetinin hızla ideolojisizleştirildiğini göstermektedir.
Tüm bunlara karşın toplumumuzda kısmi de olsa siyasi bir uyanış yaşanmaktadır.
Hukuksal boyutuyla bakıldığındaysa kurumlar da dahil, bu uç sınırsızlığın hükmünü devletin siyasi olarak araçsallaştırılmasından aldığı apaçık ortada değil midir?
Bir başka ayrıntı da bundan sonraki dönemde yapay bir rekabetle toplum olarak bilincimizin yeniden iki seçenek arasında “Bu işi ben daha iyi yaparım.” çatışmasıyla gerçeklerden ve olası gerçek çözümden uzak tutulmaya çalışılabileceğidir.
Ancak unutmamak gerekir ki; genellikle pekiştirilen aynı sahneler köklü toplumlarda fazla rağbet görmezler.
Yine unutmamak gerekir ki;
“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir!”
Bu da ancak sağlam bir ideolojiyle, doğru tespit ve planlamalarla gerçekleşir. Aksi halde bu kadar hızlı yapısal değişim ve bunun temelinin eğitimle atılıyor olması sonuç olarak istendik sona varması bakımından kaçınılmaz olacaktır. Bu girdaptan çıkmak, toplum olarak ulusal bütünlüğümüz temelinde hepimizin sorumluluğundadır.
Umutla…

YORUMLAR