Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zafer Özcivan / Ekonomist
Zafer Özcivan / Ekonomist

Fiyat istikrarı algısı neden güçlenmiyor?

Ekonomide fiyat istikrarı denildiğinde çoğu zaman yalnızca enflasyon oranındaki düşüş anlaşılır. Oysa vatandaş açısından fiyat istikrarı, markette, kirada, faturada, ulaşımda ve günlük yaşamın diğer alanlarında fiyatların daha öngörülebilir hale gelmesidir. Bu nedenle resmi enflasyonun gerilemesi tek başına toplumda “fiyatlar artık kontrol altında” algısının oluşması için yeterli olmayabilir. Türkiye’de bugün tartışılması gereken temel meselelerden biri de budur: Enflasyon düşerken neden fiyat istikrarı hissi aynı hızla güçlenmiyor?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın son değerlendirmelerine göre dezenflasyon süreci devam ediyor ancak son dönemde ivme kaybı yaşanıyor. Temmuz 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,8 seviyesinde bulunuyor. Merkez Bankası da enerji, gıda, jeopolitik gelişmeler ve bazı hizmet fiyatlarının enflasyon üzerindeki baskısının sürdüğüne dikkat çekiyor.

Buradaki temel sorun, enflasyon oranının düşmesi ile fiyat seviyesinin düşmesinin aynı şey olmamasıdır. Enflasyon yüzde 30’dan yüzde 20’ye gerilediğinde fiyatlar yüzde 10 düşmüş olmuyor; sadece fiyatların artış hızı yavaşlıyor. Vatandaşın cebinden çıkan para ise yüksek fiyat seviyeleri üzerinden hesaplanmaya devam ediyor. Dolayısıyla insanlar “enflasyon düştü” açıklamasını duyarken market alışverişinde bunun karşılığını hemen göremeyebiliyor.

Üstelik fiyat istikrarı algısını en fazla bozan unsurlardan biri beklentilerdir. İnsanlar gelecekte fiyatların yeniden hızlı artacağını düşünüyorsa bugünden önlem almaya çalışır. Tüketici daha erken alışveriş yapar, işletme maliyet artışını beklemeden fiyatını yükseltir, çalışan daha yüksek ücret talep eder. Böylece beklentiler kendi kendini doğrulayan bir mekanizmaya dönüşebilir.

Merkez Bankası verileri de beklentilerin henüz tamamen çıpalanmadığını gösteriyor. Temmuz ayında piyasa katılımcılarının 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,2’ye yükselirken, reel sektörün 12 ay sonrasına ilişkin beklentisi yüzde 33,1 düzeyinde kaldı. Hane halkının beklentisi ise gerilemesine rağmen yüzde 46,1 gibi yüksek bir seviyede bulunuyor. Merkez Bankası, beklentiler ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon açısından risk oluşturmaya devam ettiğini belirtiyor.

Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Fiyat istikrarı sadece para politikasıyla değil, güvenle de ilgilidir.

Merkez Bankası faiz oranlarını ve likidite koşullarını kullanarak talebi dengelemeye çalışabilir. Ancak vatandaşın geleceğe ilişkin güvenini yalnızca faiz oranları belirlemez. Maliye politikası, kamu harcamaları, vergi düzenlemeleri, ücret politikaları, enerji fiyatları, kira piyasası, gıda arzı ve döviz kuru gibi birçok unsur aynı anda devreye girer.

Özellikle kira ve hizmet fiyatları burada kritik öneme sahiptir. Çünkü vatandaşın bütçesinde kira, eğitim, ulaşım, sağlık ve diğer hizmetler önemli bir yer tutuyor. Merkez Bankası, kira ve eğitim hizmetlerinde enflasyonun yavaşladığını belirtmekle birlikte ulaştırma ve haberleşme gibi bazı hizmetlerde baskının sürdüğüne dikkat çekiyor.

Bir başka sorun da enerji ve gıda fiyatlarının günlük yaşam üzerindeki doğrudan etkisidir. Petrol fiyatlarındaki yükseliş yalnızca akaryakıtı değil, taşımacılığı, üretim maliyetlerini ve dolayısıyla birçok ürünün fiyatını etkiliyor. Gıda tarafında ise iklim koşulları, tarımsal üretim, lojistik maliyetleri ve arz sorunları fiyatların istikrarlı seyretmesini zorlaştırıyor.

Bu nedenle fiyat istikrarı algısının güçlenmesi için yalnızca “enflasyon düşüyor” demek yeterli değildir. Vatandaşın bu düşüşü hayatında hissetmesi gerekir.

Bunun yolu ise ekonomik politikaların daha güçlü biçimde eşgüdüm içinde yürütülmesinden geçiyor. Para politikasının yanında kamu harcamalarının disipline edilmesi, vergi sisteminin daha adil ve öngörülebilir hale getirilmesi, üretim maliyetlerinin azaltılması, gıda arzının güçlendirilmesi ve enerji bağımlılığının azaltılması gerekiyor.

Ayrıca iletişim politikası da büyük önem taşıyor. Ekonomide güven, yalnızca doğru kararlarla değil, doğru ve tutarlı iletişimle de oluşturulur. Hedeflerin sık sık değişmesi, tahminlerin sürekli revize edilmesi veya toplumun günlük deneyimiyle resmi açıklamalar arasında büyük fark oluşması güveni zayıflatabilir.

Merkez Bankası 2026 yıl sonu enflasyon tahminini son raporunda yüzde 28’e yükseltti. Kurum, enflasyonun 2027 sonunda yüzde 15’e, 2028 sonunda yüzde 9’a gerilemesini ve orta vadede yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanmasını öngörüyor. Bu hedeflerin gerçekleşmesi yalnızca teknik bir ekonomik başarı değil, aynı zamanda toplumun beklentilerinin yeniden şekillenmesi anlamına gelecektir.

Sonuç olarak fiyat istikrarı algısının güçlenmemesinin temel nedeni, insanların hâlâ yüksek fiyat seviyeleri, hızlı değişen maliyetler ve geleceğe ilişkin belirsizliklerle karşı karşıya olmasıdır. Enflasyonun düşmesi önemli bir başlangıçtır; fakat asıl başarı, fiyat artışlarının kalıcı biçimde yavaşlaması ve insanların “gelecek ay ne kadar zam gelecek?” endişesinden kurtulmasıdır.

Ekonomide güven, bir günde oluşmaz. Fiyat istikrarı da tek bir faiz kararıyla sağlanamaz. Bunun için uzun süreli tutarlılık, öngörülebilirlik ve politika kararlılığı gerekir. Vatandaş fiyatların gerçekten istikrara kavuştuğuna inandığı gün, dezenflasyon sadece istatistiklerde değil, toplumun günlük hayatında da hissedilmeye başlayacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI