Bir ev düşünün. Evin duvarları sağlam, çatısı yeni yapılmış, kapıları da oldukça gösterişli olsun. Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz görünür. Fakat o evin temelinde küçük çatlaklar oluşmaya başladıysa, zaman içinde dışarıdan ne kadar güzel görünürse görünsün ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır. İşte ekonomiler ve toplumlar da biraz böyledir. Bir ülkenin sadece yolları, köprüleri, fabrikaları ya da büyük yatırımları önemli değildir. Aynı zamanda sistemi ayakta tutan görünmez direkler de vardır. Düzenleyici ve denetleyici kurumlar işte bu görünmez direkler arasında yer alır.
Peki bu kurumlar ne iş yapar? Halk diliyle anlatmak gerekirse bunlar sistemin hakemleridir. Maçta oyuncular ne kadar iyi olursa olsun hakem görevini yapmazsa ortalık kısa sürede karışır. Kural ihlalleri artar, güçlü olan daha güçlü hâle gelir, zayıf olan ise sesini duyuramaz. Ekonomide de durum benzerdir. Bankaları, piyasaları, enerji sektörünü, iletişimi, rekabet düzenini ya da kamu uygulamalarını denetleyen kurumlar düzenin korunmasında önemli rol oynar.
Ancak son yıllarda birçok yerde insanların aklında şu soru oluşmaya başladı: Bu kurumlar gerçekten yeterince etkili çalışıyor mu?
Bir kurumun etkinliğinin azalması her zaman büyük bir gürültüyle başlamaz. Çoğu zaman sessiz ilerler. İlk başta küçük gecikmeler olur. Sonra kararlar tutarsız görünmeye başlar. Ardından insanlar bazı uygulamalarda eşitsizlik olduğunu düşünür. En sonunda ise güven aşınmaya başlar.
Güvenin kaybolması görünenden daha büyük bir sorundur. Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan oluşmaz. İnsanların beklentileri, düşünceleri ve inançları da ekonominin önemli parçalarıdır. Bir vatandaş “kurallar herkese eşit uygulanıyor” diye düşünüyorsa sisteme daha fazla güvenir. İş insanı yatırım yaparken önünü daha net görür. Tasarruf sahibi geleceğe daha rahat bakabilir.
Fakat tam tersi bir durum oluşursa sorunlar büyümeye başlayabilir. İnsanlar “bazıları için farklı kurallar işliyor” düşüncesine kapılırsa sistemin adaletine yönelik soru işaretleri artabilir. Bu durum yalnızca ekonomi üzerinde değil toplum psikolojisi üzerinde de etkili olabilir.
Düşünün; trafikte kırmızı ışıkta geçen araçlara ceza verilmediğini varsayalım. Başlangıçta birkaç kişi kuralları ihlal eder. Sonra diğer sürücüler de şunu düşünmeye başlar:
“Kurala uyan kaybediyor.”
Bir süre sonra kurallara uyanların sayısı azalır. Çünkü insanlar adalet duygusunun bozulduğunu hissetmeye başlar.
Ekonomik ve kurumsal yapıda da benzer bir durum yaşanabilir. Eğer denetim zayıflarsa bazı şirketler haksız avantaj elde etmeye çalışabilir. Bazıları kuralları esnetmenin yollarını arayabilir. Piyasadaki dengeler bozulabilir. Küçük işletmeler kendilerini güçlü rakipler karşısında daha savunmasız hissedebilir.
Bu durum yalnızca şirketleri ilgilendirmez. Sıradan vatandaşın günlük hayatına da yansır. Market fiyatlarından kredi koşullarına, hizmet kalitesinden yatırım ortamına kadar pek çok alan bundan etkilenebilir.
Düzenleyici kurumların zayıflamasının bir başka sonucu da belirsizliğin artmasıdır. İnsanlar belirsizliği sevmez. Bir çiftçi tarlasına ne ekeceğini bilmek ister. Esnaf gelecek ay maliyetlerini tahmin etmek ister. Fabrika sahibi yatırım kararını önünü görebildiği zaman verir.
Ancak kuralların değişken olduğu ya da uygulamaların öngörülemediği bir ortam oluşursa insanlar daha temkinli davranmaya başlar. Yatırımlar ertelenebilir. Risk alma isteği azalabilir. Ekonomik hareketlilik yavaşlayabilir.
Üstelik mesele yalnızca ekonomik değildir. Toplumların uzun yıllar içinde oluşturduğu ortak güven duygusu da zarar görebilir. Çünkü insanlar kurumlara güven duyduklarında sadece bugünü değil yarını da planlayabilirler.
Burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekir. Güçlü kurumlar demek sert kurumlar demek değildir. Güçlü kurumlar; kuralları açık olan, kararları şeffaf biçimde alan ve herkese eşit mesafede duran kurumlardır.
Bir öğretmenin sınıfta adil davranması gibi düşünmek gerekir. Öğrenciler öğretmenin herkese eşit davrandığını hissederse sınıfta düzen daha kolay sağlanır. Fakat bazı öğrenciler ayrıcalıklı görünmeye başlarsa huzursuzluk oluşur.
Bugün ülkelerin ekonomik başarıları incelendiğinde yalnızca doğal kaynaklara veya büyük sermayeye bakılmıyor. Kurumsal yapıların sağlamlığı da önemli bir ölçü hâline gelmiş durumda. Çünkü sağlam kurumlar bir ülkenin görünmeyen sigortası gibidir.
Sonuç olarak düzenleyici ve denetleyici kurumların etkinliğinin azalması ilk anda fark edilmeyen ama zamanla genişleyen çatlaklara benzer. Başlangıçta küçük görünen sorunlar büyüyebilir ve sistemin genel işleyişini etkileyebilir. Toplumların ihtiyaç duyduğu şey yalnızca büyüme rakamları değil; aynı zamanda güven veren, öngörülebilir ve adil işleyen bir düzenin korunmasıdır.
Çünkü güçlü toplumlar yalnızca büyük binalarla değil, güçlü kurumlarla da ayakta kalır.

YORUMLAR