Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zehra Sürmeli / Ph.D. Sosyolog
Zehra Sürmeli / Ph.D. Sosyolog

Düşünce Durağı / Yaşam hakkını kendine ayrıcalık sanan insan

İnsan kendini Yaradanın yerine mi koydu?

Bir hayvanın açlıktan ölmesini izlemek…

Bir köpeğin daracık, havasız alanlarda günlerce yaşam mücadelesi verdiğini görmek…

Bir kedinin şiddete uğradığı görüntülere denk gelmek…

Ve tüm bunlardan sonra faillerin ya çok hafif cezalar alması ya da hiçbir ceza almaması…

İnsanın içini en çok yakan şey yalnızca bu zulüm değil.

Asıl sarsıcı olan, bazı insanların bunu normalleştirmesi… Hatta “çözüm” diye savunabilmesi.

İşte tam burada insan kendine şu soruyu sormak zorunda kalıyor:

Bir canlının yaşayıp yaşamayacağına karar verme yetkisini bize kim verdi?

 

Bazen insan bazı görüntülere sadece izleyici olarak kalamıyor.

Sokaktan toplatılan köpeklerin havasız alanlara kapatıldığını görmek…

Aç bırakılan hayvanların günlerce yaşam mücadelesi verdiğini duymak…

Barınak adı altında kurulan ama aslında ölüm bekleme alanlarına dönüşen yerleri görmek…

Bir kedinin tekmelendiği, bir köpeğin işkence gördüğü görüntülere rastlamak…

Ve sonra bütün bunların ardından çoğu zaman çok hafif cezalar verilmesi…

Bazen hiçbir ceza verilmemesi…

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:

Biz ne zaman bu kadar kolay karar verir hale geldik başka bir canlının yaşamı hakkında?

Daha da acı olan şu…

Bazı insanlar bunu bir “çözüm” olarak savunuyor.

Sanki yaşam hakkı yalnızca insanlara aitmiş gibi…

Sanki diğer canlılar bu dünyaya fazlalık olarak gönderilmiş gibi…

Oysa çok temel bir gerçeği unutuyoruz:

Biz bu dünyanın sahibi değiliz.

Biz de yaratılmış canlılarız.

Ve inandığımız bir gerçek varsa o da şudur: Yaradan hiçbir canlıyı amaçsız yaratmaz. Kuşun gökyüzünde, arının doğada, kedinin sokakta, köpeğin yaşam döngüsünde bir yeri vardır. Her canlının rızkı da yaşam hakkı da Yaradan tarafından verilmiştir.

Peki, insan hangi hakla bu düzenin mutlak sahibi gibi davranıyor?

Can veremediği bir yaşamı sona erdirme hakkını kendinde nasıl görebiliyor?

Bu sadece hayvanlara yapılan bir zulüm değil.

Bu aynı zamanda çok derin bir kibir problemidir.

İnsan bazen teknolojiyi, gücü, şehirleri ve otoriteyi eline alınca her şeyi kontrol edebileceğini sanıyor. Hoşuna gitmeyen her şeyi ortadan kaldırma hakkı olduğunu düşünüyor.

Rahatsız olduğu hayvanı toplatıyor.

Ormanlarda ağaçları kesiyor.

Doğayı yok ediyor.

Sonra tüm bunların sonuçlarıyla karşılaştığında şaşırıyor.

 

Oysa doğa insanın yönetmesi için kurulmuş bir sistem değil; insanın da dahil olduğu hassas bir dengedir.

Hayvanlar yalnızca duygusal bir mesele değildir. Ekolojik dengenin parçasıdır.

Arılar yok olduğunda tarım zarar görür.

Kuşlar yok olduğunda doğal denge bozulur.

Sokak hayvanlarının kontrolsüz şekilde ortadan kaldırılması farklı sağlık ve çevre sorunları yaratabilir.

İnsan bazen kendi konforunu yaşam hakkının önüne koyuyor.

Asıl korkutucu olan ise çocukların bunu izleyerek büyümesi.

Bir çocuk bir hayvana zarar veren yetişkin gördüğünde ne öğreniyor?

Güçlü olanın zayıfı ezebileceğini mi?

Merhametin gereksiz olduğunu mu?

Sessiz olanın haklarının önemsiz olduğunu mu?

Çocuklar söylenenleri değil, gösterilenleri öğrenir.

Bugün hayvana merhamet göstermeyen bir toplum, yarın insana karşı da daha sert hale gelir.

Çünkü vicdan parçalı çalışmaz.

Bir yerde sustuğunda başka yerlerde de zayıflamaya başlar.

Elbette sokak hayvanlarıyla ilgili sorunlar vardır ve bunlar bilimsel yöntemlerle çözülmelidir. Kısırlaştırma, rehabilitasyon, sağlıklı barınak sistemleri ve sürdürülebilir politikalar gereklidir.

Ama çözüm adı altında merhametsizliği meşrulaştırmak…

İşte bu insanın kendisini olması gereken yerden daha yukarı koymasıdır.

Belki de kendimize şu soruyu dürüstçe sormalıyız:

Can vermediğimiz bir yaşam üzerinde bu kadar kolay hüküm kurarken gerçekten güçlü mü oluyoruz…

Yoksa sadece insan olmanın en temel değerlerinden biri olan merhameti mi kaybediyoruz?

Çünkü insan kendini Yaradanın yerine koymaya başladığında, önce haddini aşar…

Sonra fark etmeden kendi vicdanını ve eşrefi mahlukat sıfatını yok etmeye başlar.

Merhameti kaybederek gerçekten daha güvenli, daha güçlü ve daha gelişmiş bir toplum mu oluyoruz…

Yoksa sessiz canlıların yaşam hakkını ellerimizden alırken aslında kendi insanlığımızı mı tüketiyoruz?

Bugün sesi çıkmayan canlıların yaşam hakkını yok sayan insan, yarın hangi sınırı aşmayacağını gerçekten söyleyebilir mi?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI