Toplumsal Cinsiyetim Arızalandı, Servise Gönderebilir miyim?
(Judith Butler’a bir teşekkür (ve biraz sitem) yazısı)
Cinsiyet Belası…
Adından belli, bu kitap başına bela.
Okuyorsun, düşünüyorsun, sonra aynaya bakıyorsun:
“Ben kimim?” sorusu artık sabah kahvesi kadar rutin hale geliyor.
Judith Butler, 1990’da dünyaya basit bir şey söylemeye çalıştı:
“Cinsiyet diye doğuştan bir şey yok, hepimiz oynuyoruz.”
Ama bunu öyle bir felsefi dille söyledi ki, kimse kendinden emin olamadı:
“Ben mi performansım, yoksa performans mı benim?”
Cinsiyet: Kullanım Kılavuzu Yoktur
Butler’a göre, doğduğumuzda biri bize “erkek” ya da “kadın” diyor, sonra hayat boyu bu etiketi doğrulamaya çalışıyoruz.
Ama işte mesele şu: kimse bize “bu rolün repliklerini vermiyor”.
Toplum “kadın ol, ama çok da kadınsı olma”, “erkek ol, ama toksik olma” diye mırıldanıyor.
Yani sahneye çıkıyoruz ama senaryo sürekli değişiyor.
Bir gün “kadın gibi gülmedi” diye eleştiriliyorsun, ertesi gün “Nasıl kadın bu? Çok güldü” diye.
İktidar ilişkileri öyle bir ağ örüyor ki, sonunda herkes “yanlış cinsiyetlenme” korkusuyla yaşıyor.
Bu da performansın en acı kısmı: “provalar sonsuz, sahne hiç bitmiyor.”
Drag Kraliçeleri ve Toplumsal Cinsiyetin Maskesi
Butler drag performanslarını çok sever — çünkü orada her şey apaçık olur.
Bir erkek, kadın kıyafeti giyip sahneye çıktığında toplum afallar:
“Bu bir kadın mı? Kadın taklidi mi? Kadın gibi mi? Kadın mıymış gibi mi?”
Tam da o an Butler sahnenin kenarından el sallıyor:
“Gördünüz mü, cinsiyet dediğiniz şey taklitten ibaretmiş.”
Drag, toplumun “doğal” sandığı her şeyi absürt hale getirir.
Bir anlamda felsefenin en eğlenceli laboratuvarıdır.
Ve evet, bazen bir peruk, 500 sayfa teoriden daha açıklayıcı olabilir.
İktidar Her Yerde (Wi-Fi Gibi)
Butler burada Michel Foucault’nun mirasçısıdır.
İktidar dediğimiz şey öyle kral tahtında oturan biri değil; o daha çok “Wi-Fi sinyali gibi”:
her yerde, görünmez, ama bir türlü tam çekmiyor.
Birisi sana “kadın gibi davran” dediğinde, bu sinyal devreye girer.
Sinyali zayıflatmak istiyorsan, “kadın gibi davranmaman” yeterlidir.
Basit ama etkili bir sabotaj yöntemi.
Butler’ın diliyle: direniş, “normu parodileştirmektir.”
Yani bazen kahkaha atmak, makyaj yapmak, “erkek gibi ağlamak” bile politik eylemdir.
Feminist mi, Filozof mu, Trol mü?
Butler’ın en komik yanı şu:
Kimse onun tam olarak ne yaptığından emin değil.
Feministler diyor ki, “Kadın kimliğini dağıttı!”
Felsefeciler diyor ki, “Dilin yapısını bozdu!”
Siyasetçiler diyor ki, “Bu kim?”
Ama Butler hepsine aynı cevabı veriyor gibi:
“Ben sadece sahneyi biraz karıştırdım.”
Belki de bu yüzden “Cinsiyet Belası” hâlâ taze:
Çünkü kim olduğumuzu sandığımız her an, biri sahneye girip spotu kapatıyor.
Son Sahne: Kimlik mi, Rol mü, Yoksa İkisi de mi?
Butler’ı okuduktan sonra insanın aklına şu soru geliyor:
Madem hepimiz rol yapıyoruz, kim gerçek?
Cevap da yine Butler’ca:
Hiç kimse tam gerçek değil,ama herkes “biraz özgür” olabilir.
Cinsiyetin senaryosu zaten yazılmış olabilir, ama sahneyi nasıl oynayacağımız bize kalmış.
Yani istersen bu gece cinsiyet rollerini bırak, biraz kendin ol ama hangisi olduğunu seçmekte özgürsün.
Not: Eğer hâlâ “Cinsiyet Belası” okumadıysan, korkma.
Kitap seni değiştirmez.
Sadece senden, kim olduğunu bir daha düşünmeni ister.
Kısacası: küçük bir beladır, ama iyi huyludur.

YORUMLAR