Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zehra Sürmeli / Ph.D. Sosyolog
Zehra Sürmeli / Ph.D. Sosyolog

Düşünce Durağı / Sessizlik çağı: Gürültü içinde kaybolmak

Garip bir sessizliğin içindeyiz.

Konuşmak serbest ama söylemenin bir anlamı yok.

Kimse susturulmadı; tam tersine, herkes gönüllü olarak sustu.

Susturulmadık; hatta söyleyeyim, kimsenin bizi susturma zahmetine bile girmedi.

Belki de en tehlikeli sessizlik budur: Zorla değil, isteyerek doğan.

Çünkü gönüllü bir suskunluk icat ettik kendimize:

“Konuşsam ne olacak ki?” konforuyla paketlenen bir teslimiyet.

“Boşuna konuşmayalım” cümlesi, bir tür modern kaçış oldu.

Nasıl olsa kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor; herkes kendi yankısının peşinde.

Söz, artık bir iletişim aracı değil; bir gürültü kaynağı.

Ve gürültü arttıkça, gerçek düşünceler yeraltına çekiliyor.

Bu çağda kelimeler hâlâ var, evet…

Ama çoğu artık sadece yanıp sönen birer tabela:

Gösterişli, parlak, içi boş.

Konuşmak gürültü, dinlemek lüks, anlamak ise neredeyse tarih öncesi bir beceri.

Artık düşünmek değil, taraf olmak makbul.

Argüman değil, alkış değer görüyor.

Bir fikri savunmak yerine bir kalabalığın rengine bürünmek daha hızlı, daha risksiz, daha “kolay”.

Sanki tren kaçacakmış gibi herkes bir vagona atlıyor:

Kimin sürdüğü ise kimsenin umurunda değil.

 

Artık “düşünmek” değil, “katılmak” önemli.

Bir fikri savunmak yerine, bir trene binmek gerek.

Sorgulama zahmetli, aidiyet ise pratik.

Bu yüzden kalabalıklar düşünmeyi bırakıp hizaya girmeyi seçiyor.

Uyum, insanlığın yeni kahramanlığı.

“Ben de buradayım” demenin altın çağı.

İtirazın adı huzursuzluk, sorgulayanın etiketi ise “fazla düşünen”.

İnsanlık, düşüncenin değil; “uyumun” şampiyonu artık.

Köşeleri törpülenmiş, sesleri yumuşatılmış, itirazı unutulmuş bir düzen doğuyor.

Ve tuhaf bir şekilde, bu da başarı diye alkışlanıyor.

Ve ne acı ki…

Bu kolaycılık, başarı diye satılıyor, biz de alkışlamaktan yorulmuyoruz.

 

Sonuç: Tasarrufun ağır bedeli

Zihinsel tasarruf, ruhsal enflasyon doğuruyor.

Ne kadar az düşünürsek, o kadar kolay inanıyoruz.

Düşünmeyi azalttıkça inanmamız ucuzluyor; ucuz inanç da pahalı bir itaat doğuruyor.

Bir süre sonra farkına bile varmıyoruz:

Ve sonunda, düşünmeden yaşamanın konforuna bağımlı hale geliyoruz.

Sorgulamak yorucu gelmeye başlıyor; konforlu karanlık, aydınlıktan daha çekici oluyor.

Ama yine de unutmamalı:

Bir toplum, elektriği kesilince değil; fikrini fişten çektiğinde karanlığa gömülür.

Belki de artık tasarruf ampullerini kısmayı bırakıp, biraz beyin yakmanın zamanı gelmiştir.

Sonuçta, düşünmek maliyetlidir evet; ama düşünmemek, tarih boyunca bedeli en ağır hatadır.

Ama unutmamak gerek:

“Bir toplum, elektrik kesilince değil; fikrini kapattığında karanlığa gömülür.”

 

 

YORUMLAR

2 adet yorum var

  1. Yazı, günümüzün en tehlikeli sorunlarından biri olan gönüllü suskunluğu son derece berrak ve sarsıcı bir dille ortaya koyuyor. Sürü psikolojisinin zihinsel tembelliğe dönüştüğünü çarpıcı biçimde gösteriyor. Teşekkürler…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI