Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zehra Sürmeli / Ph.D. Sosyolog
Zehra Sürmeli / Ph.D. Sosyolog

Düşünce Durağı / İnsan neden kendi aldanışlarını sever?

İnsan kendisini kandıran herkesten kurtulabilir; fakat kendisini kandıran kendi zihninden nasıl kurtulacaktır?

Hayatın en ilginç çelişkilerinden biri şudur: İnsan gerçeği aradığını söyler ama çoğu zaman gerçeği değil, hoşuna giden hikâyeleri tercih eder. Çünkü gerçekler çoğu zaman rahatsız edicidir. İnançlarımızı sorgulatır, hatalarımızı yüzümüze vurur, konfor alanlarımızı tehdit eder. Oysa hoşumuza giden yalanlar bize güven verir, aidiyet hissi sunar ve dünyayı anlamayı kolaylaştırır.

Bu yüzden insanlar çoğu zaman kandırıldıkları için değil, kandırılmayı istedikleri için aldanırlar.

Bir insanın yanlış bir ilişki içinde olduğunu kabul etmesi zordur. Çünkü kabul ettiği anda yalnızca karşısındaki kişiyi değil, kendi seçimlerini de sorgulamak zorunda kalacaktır. Bu nedenle birçok insan gerçeği görmek yerine açıklamalar üretir. Görmezden gelir. Bahaneler bulur. Kendisini ikna eder.

Aslında aldanışların büyük kısmı başkalarının bize söylediği yalanlardan değil, bizim kendimize anlattığımız hikâyelerden oluşur.

İnsan zihni yalnızca bilgiyle çalışan bir mekanizma değildir. Aynı zamanda duygularla, korkularla, arzularla ve beklentilerle çalışır. Bu nedenle çoğu zaman bir düşüncenin doğru olup olmadığına değil, bize nasıl hissettirdiğine bakarız.

Bir fikrin gerçek olması ile hoşumuza gitmesi aynı şey değildir. Ne var ki insanlar çoğu zaman bu ikisini birbirine karıştırır.

Bu durum yalnızca bireysel ilişkilerde değil, toplumsal yaşamda da görülür. Tarih boyunca sayısız siyasi, ideolojik ve sosyal söylem defalarca yanlışlanmış olmasına rağmen yaşamaya devam etmiştir. Çünkü insanlar çoğu zaman kanıtlarla değil, aidiyet duygusuyla hareket ederler.

Bir düşünce artık sadece düşünce olmaktan çıkıp kimliğin parçası hâline geldiğinde, ona yöneltilen her eleştiri kişiye yapılmış bir saldırı gibi hissedilir. Bu nedenle bazı insanlar fikirlerini savunmaz; kimliklerini savunurlar.

Gerçeğin karşısındaki en büyük engel cehalet değildir. Çünkü bilmeyen insan öğrenebilir. Gerçeğin karşısındaki asıl engel, kişinin inanmak istediği şeye duygusal olarak bağlanmasıdır.

İnsan bazen bir düşünceye değil, o düşüncenin kendisine verdiği güven hissine âşık olur.

Bu yüzden kanıtlar değişir ama inançlar değişmez.

Bilgiler değişir ama önyargılar yaşamaya devam eder.

Gerçekler konuşur ama insanlar çoğu zaman kendi iç seslerini dinler.

Belki de bu nedenle tarih boyunca en zor şey başkalarını ikna etmek değil, insanın kendisini ikna ettiği yalanlardan vazgeçmesidir.

Çünkü insan dışarıdaki kandırılmalardan çok, içeride kurduğu yanılsamalara yatırım yapar.

Ve bazen hakikatin önündeki en büyük engel, yalanın gücü değil; insanın ona duyduğu sevgidir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI