Haberebakis.com
Küresel ölçekte artan erkek kısırlığına yönelik çözüm arayışları sürerken, Çinli araştırmacılar sperm hareketliliğini artırabildiğini belirttikleri testislere sürülen bir jel geliştirdi. Farklı çevresel ve biyolojik nedenlerle ortaya çıkan sperm fonksiyon kayıplarında etkili olduğu ifade edilen yöntem, hakemli bir bilim dergisinde yayımlanan bulgularla gündeme geldi.
KÜRESEL KISIRLIK SORUNU BÜYÜYOR
Sperm sayısındaki azalma, şekil bozuklukları ve hareket kabiliyetindeki düşüş, erkek kısırlığının başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, üreme çağındaki her altı kişiden biri hayatının bir döneminde kısırlık sorunu yaşıyor. Erkeklerde kısırlığın en sık nedenleri arasında düşük sperm sayısı ve düşük sperm hareketliliği bulunuyor. Bu tablo, yalnızca bireysel sağlık sorunu olarak değil, aynı zamanda küresel bir halk sağlığı problemi olarak değerlendiriliyor. Çevre kirliliği, sağlıksız yaşam tarzı ve artan stres faktörleri sperm kalitesindeki düşüşü hızlandıran unsurlar arasında gösteriliyor.
ÇİN’DE ALARM VEREN VERİLER!
Çin’de de erkek üreme sağlığına ilişkin veriler benzer bir gerilemeyi ortaya koyuyor. Orta Çin’deki Hunan eyaletinde faaliyet gösteren büyük bir sperm bankasından elde edilen verilere göre, 2006 yılında yüzde 45,9 olan donör sperm uygunluk oranı günümüzde yaklaşık yüzde 20 seviyelerine kadar düştü. Bu oran, ülke genelindeki ortalamayla paralellik gösteriyor. Uzmanlar, bu düşüşün uzun vadede doğurganlık oranlarını ve nüfus yapısını etkileme potansiyeline sahip olduğuna dikkat çekiyor.
JEL NASIL GELİŞTİRİLDİ?
South China Morning Post’ta yer alan habere göre, Fudan Üniversitesi Üreme ve Gelişim Enstitüsü ile Chongqing’deki Üçüncü Askerî Tıp Üniversitesi’nin de aralarında bulunduğu Çinli kurumlar tarafından yürütülen araştırmanın bulguları, 27 Kasım’da The Innovation adlı hakemli bilim dergisinde yayımlandı. Araştırma ekibi, doğal taşıyıcı olarak süt kaynaklı hücre dışı veziküller kullandı. Nano ölçekli bu yapılar, tek set kromozom taşıyan spermlere özgü olarak bağlanabilen SKAP2 adlı bir proteinle yüklendi. Daha sonra bu yapı, doğrudan testis derisine uygulanabilmesi için bir hidrojel matrisi içine yerleştirildi.
HAYVAN DENEYLERİNDE DİKKAT ÇEKEN SONUÇLAR
Fareler üzerinde yapılan deneylerde, jelin bir ay boyunca düzenli uygulanmasının ardından sperm hareketliliğinde belirgin artış gözlendi. Kurşuna maruz bırakılan farelerde ileri yönlü sperm hareketliliği yüzde 12,3’ten yüzde 23,3’e yükseldi. Isı stresine bağlı sperm fonksiyon kayıplarının da bu yöntemle tersine çevrilebildiği bildirildi. Plastik üretiminde yaygın kullanılan DBP maddesine maruz bırakılan modellerde ise sperm canlılığının 2,4 kat arttığı kaydedildi.
İNSAN SPERMİ ÜZERİNDE LABORATUVAR ÇALIŞMALARI
İnsanlar üzerinde yapılan laboratuvar çalışmaları da benzer sonuçlar ortaya koydu. Üç farklı Çin kentinde “zayıf sperm sendromu” tanısı konulan 16 gönüllüden alınan sperm örnekleriyle yapılan deneylerde, hidrojel ile temas eden spermlerin hareketliliği ve genel canlılığı kontrol grubuna kıyasla anlamlı ölçüde arttı. Araştırmacılar, bu sonuçların klinik uygulamalar açısından umut verici olduğunu ancak geniş ölçekli insan çalışmalarına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
UZMANLAR NE DİYOR?
Çalışmanın yazarları, geliştirilen teknolojinin patentinin alındığını ve gerçek hayatta kullanılabilecek bir ürüne dönüştürülmesi için sürecin hızlandırıldığını açıkladı. Araştırmacılara göre bu yöntem, erkek üreme sağlığı alanında düşük sperm hareketliliğine yönelik “ilk hedefli onarım stratejisi” olma özelliği taşıyor. Uzmanlar ise sperm sayısı ve hareketliliğindeki küresel düşüşün kısırlık riskini ciddi biçimde artırdığına dikkat çekiyor. Çin’de 2021 yılında yapılan ulusal bir üreme sağlığı araştırmasına göre, ülkede kısırlık oranı 2007’de yüzde 12 iken 2020’de yüzde 18’e yükseldi. Bu oran, doğurganlık çağındaki her 5–6 çiftten birinin çocuk sahibi olmakta zorlandığını gösteriyor. Yeni geliştirilen jelin klinik denemelerden geçmesi ve uzun vadeli etkilerinin değerlendirilmesi gerekiyor. Uzmanlar, olumlu sonuçların teyit edilmesi halinde bu yaklaşımın erkek kısırlığı tedavisinde önemli bir alternatif oluşturabileceğini belirtiyor.
