Dünya bir kez daha Ortadoğu’dan gelen haberleri endişeyle takip ediyor. İran ile yaşanan gerilim her geçen gün daha da büyürken, savaşın sadece cephede değil ekonomide de ağır sonuçlar doğurduğu görülüyor. Son olarak ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile yeni müzakere ihtimaline kapıyı kapatan açıklamaları, krizin kısa sürede sona ermeyeceği yönündeki kaygıları artırdı.
Savaşların kazananı olmaz derler. Tarih de bunu defalarca kanıtladı. Ancak savaşın faturası yalnızca taraf ülkelere değil, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insana çıkıyor. Bugün yaşanan gelişmeler de bunun en somut örneklerinden biri.
Trump’ın sert açıklamaları, diplomasi yerine baskı politikasının devam edeceği şeklinde yorumlanıyor. Böyle bir ortamda tansiyonun düşmesi yerine daha da yükselmesi ihtimali uluslararası piyasaları tedirgin ediyor. Çünkü Ortadoğu yalnızca siyasi açıdan değil, enerji kaynakları bakımından da dünyanın en kritik bölgelerinden biri.
Petrol fiyatlarının yükselmesi, doğalgaz maliyetlerinin artması ve taşımacılıkta yaşanan sıkıntılar kısa sürede tüm ülkelere yansıyor. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler ise bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Akaryakıt fiyatları yükselirken, üretim maliyetleri artıyor. Fabrikalar daha pahalı enerji kullanıyor, nakliye ücretleri yükseliyor ve bunun sonucu olarak market raflarındaki ürünlerin fiyatları da artıyor.
Bugün vatandaşın en çok konuştuğu konu hayat pahalılığı. Pazara giden de market alışverişi yapan da fiyatlardan şikâyet ediyor. Oysa binlerce kilometre uzakta yaşanan bir savaşın bile soframıza kadar uzanan etkileri bulunuyor. Çünkü küresel ekonomi artık birbirine sıkı sıkıya bağlı durumda.
İran’a yönelik yaptırımların genişlemesi ya da çatışmaların büyümesi halinde petrol arzında yeni sıkıntılar yaşanabilir. Böyle bir durumda uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarının yeniden hızla yükselmesi sürpriz olmayacaktır. Petrol pahalanınca yalnızca benzin zamlanmıyor. Elektrik üretiminden ulaşıma, sanayiden tarıma kadar hemen her sektör bundan etkileniyor.
Tarım sektörü de savaşın görünmeyen mağdurları arasında yer alıyor. Gübre üretiminde kullanılan enerji maliyetleri yükseliyor. Çiftçinin mazot gideri artıyor. Nakliye pahalanıyor. Sonuçta üretim maliyetleri yükseldiği için tüketici daha pahalı gıda satın almak zorunda kalıyor.
Uluslararası deniz taşımacılığı da büyük risk altında bulunuyor. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik endişeleri nedeniyle gemilerin sigorta maliyetleri artıyor. Bazı şirketler alternatif güzergâhları tercih ediyor. Bu da hem zaman kaybına hem de ek maliyetlere yol açıyor. Ticaretin yavaşlaması ise dünya ekonomisinin büyümesini olumsuz etkiliyor.
Ekonomistler, savaşın uzaması halinde küresel enflasyon baskısının yeniden güçlenebileceği uyarısında bulunuyor. Son yıllarda yüksek enflasyonla mücadele eden birçok ülke için bu gelişme hiç de iyi bir haber değil. Merkez bankaları faiz indirimlerini ertelemek zorunda kalabilir. Bu da yatırımları ve ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir.
Trump’ın müzakerelere kapıyı kapatan açıklamaları yalnızca İran’ı değil, uluslararası diplomasi çevrelerini de düşündürüyor. Çünkü krizlerin çözümünde diyalog her zaman en düşük maliyetli yöntemdir. Silahların konuştuğu yerde ekonomi susuyor, yatırımlar duruyor ve belirsizlik büyüyor.
İran ekonomisi zaten uzun yıllardır yaptırımların baskısı altında bulunuyor. Yeni yaptırımlar ya da askeri gerilimler ülke ekonomisini daha da zorlayabilir. Ancak bunun etkisi yalnızca İran ile sınırlı kalmaz. Bölge ülkeleri, ticaret ortakları ve enerji ithalatçıları da bu dalgadan payını alır.
Finans piyasaları da gelişmeleri yakından izliyor. Jeopolitik risk arttığında yatırımcılar güvenli liman olarak görülen altın, dolar ve bazı tahvillere yöneliyor. Bu durum gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarını hızlandırabiliyor. Döviz kurlarındaki hareketlilik ise enflasyon üzerinde yeni baskılar oluşturabiliyor.
Türkiye açısından bakıldığında en büyük risklerden biri enerji faturasında yaşanabilecek artıştır. Enerji ithalatına ödenen döviz miktarının yükselmesi cari açığı büyütebilir. Bu durum hem kamu maliyesini hem de özel sektörü yakından ilgilendiriyor. Sanayici daha pahalı üretim yaparken, vatandaş da elektrikten ulaşıma kadar birçok alanda artan maliyetlerle karşı karşıya kalabiliyor.
Bütün bu gelişmeler gösteriyor ki savaşın maliyeti yalnızca bombalarla ölçülmüyor. Kaybedilen yatırımlar, duran fabrikalar, yükselen fiyatlar, azalan ticaret ve bozulan ekonomik dengeler de savaşın görünmeyen yüzünü oluşturuyor. En ağır bedeli ise çoğu zaman cephede olmayan siviller ödüyor.
Dünya ekonomisinin istikrara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde, diplomasi kanallarının kapanması yerine güçlenmesi büyük önem taşıyor. Çünkü masada çözülebilecek sorunlar, savaş alanına taşındığında hem insan hayatı hem de küresel ekonomi açısından çok daha ağır sonuçlar doğuruyor.
Sonuç olarak, İran ile yaşanan gerilim ve Trump’ın sert tutumu, önümüzdeki dönemde uluslararası siyasetin en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek gibi görünüyor. Umarız aklıselim galip gelir, diyalog yeniden başlar ve savaşın faturası daha da büyümeden kalıcı çözümler üretilebilir. Çünkü savaşın gerçek kazananı yoktur; kaybedeni ise çoğu zaman bütün dünya olur.
Kaynak: Euronews

YORUMLAR