Haberebakis.com
Dijital dünyanın yaygınlaşması, kadınlar açısından yeni bir şiddet alanını da beraberinde getirdi. Çevrimiçi taciz, tehdit, dijital takip, rızaya dayanmayan görüntü paylaşımı ve yapay zekâ destekli saldırılar, cinsiyete dayalı şiddetin dijital biçimleri olarak kadınların hem kamusal hem de özel yaşamını hedef alıyor. Akademik araştırmalar ve uluslararası raporlar, dijital şiddetin münferit değil, yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.
DİJİTAL ŞİDDET NASIL ŞEKİLLENDİ?
Dijital şiddet, çoğu zaman yalnızca internet ortamına özgü, geçici ya da bireysel bir sorun olarak algılanıyor. Oysa araştırmalar bu şiddet biçiminin kökeninin, uzun yıllardır süregelen toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine dayandığını gösteriyor.
Oñati Socio-Legal Series’te yayımlanan ve 2014–2024 yılları arasında kaleme alınan 28 akademik çalışmayı inceleyen araştırma, dijital şiddetin cinsiyete dayalı şiddetin çevrimdışı biçimleriyle aynı mantıkla işlediğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre dijital şiddet, yalnızca biçim değiştirmiş bir patriyarkal denetim mekanizması olarak varlığını sürdürüyor.
KADINLAR NEDEN HEDEFTE?
İncelenen çalışmalara göre dijital şiddetin başlıca hedefi kadınlar ve kız çocukları. Faillerin büyük çoğunluğunu ise erkekler oluşturuyor. En yaygın dijital şiddet türleri arasında çevrimiçi taciz, tehdit, hakaret, ısrarlı dijital takip ve rızaya dayanmayan mahrem görüntü paylaşımı yer alıyor.
Araştırmalar, bu saldırıların kadınların iş yaşamından sosyal ilişkilere kadar birçok alandan geri çekilmesine yol açtığını gösteriyor. Dijital şiddet, kadınları görünmez biçimde kamusal alandan dışlayan sessiz bir baskı mekanizması olarak işliyor.
YALNIZCA İÇERİK KALDIRMA YETERLİ Mİ?
Akademik literatür, dijital şiddetin yapısal toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin bir sonucu olduğunu vurguluyor. Bu nedenle yalnızca içerik kaldırma ve erişim engelleme gibi yöntemlere odaklanan hukuki yaklaşımlar, şiddetin nedenlerini değil yalnızca sonuçlarını hedef alıyor.
Bu durum, dijital şiddeti ortadan kaldırmak yerine geçici olarak görünmez kılıyor ve failleri koruyan bir boşluk yaratıyor.
FİZİKSEL ŞİDDETİN ERKEN GÖSTERGESİ Mİ?
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2021 tarihli küresel raporu, her üç kadından birinin yaşamı boyunca fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. Raporda, bu şiddetin önemli bir bölümünün teknoloji aracılığıyla başlayan ya da teknolojiyle pekiştirilen süreçler içerdiği vurgulanıyor.
Veriler, dijital takip ve çevrimiçi tehditlerin fiziksel şiddetin erken göstergeleri arasında yer aldığını gösteriyor. Bu bağlamda dijital şiddet, çoğu zaman fiziksel şiddetin öncülü ya da devamı olarak işliyor.
GAZETECİLER İÇİN SUSTURMA ARACI
Dijital şiddetin en görünür olduğu alanlardan biri gazetecilik. UNESCO’nun 2020 ve 2021’de yayımladığı, 2024’te güncellediği “Women Journalists and Online Violence” başlıklı küresel araştırmalara göre, kadın gazetecilerin yüzde 73 ila 75’i meslekleri nedeniyle çevrimiçi şiddete maruz kalıyor. Katılımcıların yüzde 40’tan fazlası, saldırıların belirli bir haberin yayımlanmasının hemen ardından başladığını belirtiyor. Bu saldırılar özellikle siyaset, yolsuzluk, toplumsal cinsiyet ve insan hakları konularındaki haberler sonrasında yoğunlaşıyor. Araştırmalar, dijital şiddetin gazeteciler açısından bir yan etki değil, doğrudan mesleki faaliyeti hedef alan bir susturma aracı olduğunu ortaya koyuyor.
TÜRKİYE’DE HUKUKİ BOŞLUK
Türkiye’de dijital şiddeti doğrudan tanımlayan bir yasal düzenleme bulunmuyor. İnternet alanındaki temel çerçeveyi oluşturan 5651 sayılı yasa, içerik kaldırma ve erişim engelleme mekanizmaları sunsa da kadınlara yönelik dijital şiddet açısından sınırlı bir koruma sağlıyor.
Kadın örgütlerinin izleme raporlarına göre bu yasa, mağdurun omuzlarına ağır bir başvuru yükü bindiriyor, faili değil içeriği hedef alıyor ve sistematik saldırıları tekil ihlaller olarak ele alıyor.
6284 SAYILI YASA YETERLİ Mİ?
Kadınlara yönelik şiddetle mücadelede temel yasal dayanak olan 6284 sayılı yasa, teorik olarak dijital şiddeti kapsayabilecek geniş bir tanıma sahip. Ancak uygulamada ciddi sorunlar yaşanıyor.
Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2024 ve 2025 tarihli raporlarına göre dijital takip ve çevrimiçi tehdit vakaları çoğu zaman “rahatsızlık” olarak değerlendirilirken, koruyucu tedbirler genellikle fiziksel şiddet ortaya çıktıktan sonra gündeme geliyor.
ÇEVRİMİÇİ TACİZLE SINIRLI YAKLAŞIM
2025’te arXiv’de yayımlanan ve Avustralya odaklı bir vaka çalışması, dijital şiddetle mücadeledeki destek mekanizmalarının çoğu ülkede çevrimiçi tacizle sınırlı kaldığını gösteriyor. Gizli dijital izleme, ekonomik dijital şiddet ve zorlayıcı kontrol gibi biçimler çoğu zaman kapsam dışı bırakılıyor.
Bu yaklaşım, Türkiye’de de dijital şiddetin hâlâ “gerçek şiddet”ten ayrı ve hafif bir sorun olarak görülmesine yol açıyor. Veriler, dijital şiddetin sosyal izolasyon, iş ve eğitimden çekilme gibi sonuçlara yol açtığını açıkça ortaya koyuyor. Uzmanlar, dijital şiddetin ayrı bir başlık altında tanımlanmasını, toplumsal cinsiyet perspektifli yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesini ve erken müdahale mekanizmalarının güçlendirilmesini zorunlu görüyor.
