“Yoksulluğu azaltmadan varsıllığı arttıran ve suç işleme bakımından, sayılardan daha hızlı artış gösteren bir toplumsal sistemin özünde çürümüş bir şeylerin olması gerekir.” (Karl Marx)
Malum çok çalışan çoğunluk açlık ve yoksulluk içinde cefa çekerken, küçük bir azınlıksa büyük varsıllıkla israf içinde sefa sürmektedir.
Sosyal adaletsizlik, aç yoksul çoğunluğa karşın varsıl azınlığın olmasıdır.
“Sosyal adaletsizlik” “kader” değil, tercihlerimize bağlıdır. Örneğin tercih ettiğimiz genel irademiz veya iktidarımızla dünyada enflasyon ve faizde liderler arasında olmakla ve ülkemizde kâr ve maaş ve maaşlar arasında oluşturduğumuz büyük farklarla ekonomide ve sosyal adalette kötü durumdayız.
Açlık sınırı 37 bin lira ve yoksulluk sınırı 120 bin lira olan ülkemizde gelir farkları aşağıda ortalama ve lira cinsinden yuvarlanarak verilmiştir:
Özel sektör emekli maaşı: 25 bin
Asgari ücret maaşı: 28 bin
Kamu emekli maaşı: 50 bin
Çalışan memur maaşı: 90 bin
Emekli milletvekili maaşı: 200 bin
Milletvekili maaşı: 310 bin
Bakan maaşı: 318 bin
Cumhurbaşkanı maaşı: 354 bin
Ve ortalama aylık toplamda firma kârları milyonları bulmaktadır.
Böylece bir yanda emekçi ile kârcı diğer yanda seçen ile seçilen arasındaki büyük ekonomik farklar sosyal adaletsizliği oluşturmaktadır.
Sosyal adaletsizlik varsıllık karşısında yoksulluğu büyütmektedir.
Sürekli geçmişe duyulan hasret, “Ah! Nerede o eski günler…” diye serzenmek, aslında bir yönüyle artan adaletsizlik nedeniyle artan kötülükten bıkmışlığı dışavururken, ama diğer yandan halâ iyiliği, yani daha adil bir yaşamı istemek değilse nedir?
Özetle, tercih bizimdir; ya böyle devam ederek daha kötüye gideceğiz ya da daha adil bir ülke ve daha adil bir dünya da inşa edeceğiz.
Saygılarımla.

YORUMLAR