Çözümsüzlük yeni çözümler bulmaya çalıştıkça daha fazla çözümsüzlüğe saplanmıştır. Dayatmaların anlamı kendi içinde kendini baskılarken dış bağımlılık baskıyı katlamıştır.
Çözümse ne kendini dayatır, ne de kendi eliyle bölerek siyasi kaderini birilerinin ellerine bırakır.
Oy kaygısıyla siyasal tavrın zikzaklar çizmesi, iletilerin çoğunluğun sistemsel mekanizmaya nokta atışlarla sistemi beslemesi asla sağlıklı bir siyasi işlevlik üretmez.
İşte bu temelsizliktir ki, görülemeyen zincirin halkasız teslimiyetidir geleceği ufuksuzluğa zapt eyleyen…
Nitekim bir mimarın bir binayı inşa ederken binanın uzun süre dayanıklılığını dikkate alarak sağlam temeller üzerine oturtması gerektiğini hepimiz biliriz.
Oysa halkaları yavaş yavaş örülen bir zincirin kaderini hep birlikte toplum olarak yaşamıyor muyuz ki, teslimiyetin oy kaygısını bağımsızlığın oy kaygısı sanalım?
Halkalara kapatılan gözlerin açımlanan versiyonları hükmün halkaları oldukça, daha çok halka eklenir aklımızın işlevsel zincirine, ufkun ötesini göremeyen…
Ne yazık ki, politik kurgusal mimaride çözümsüzlük çözüm diye işlevlik görürken ve dallanıp budaklanırken, diğer yanda halk cephesinde çözümsüzlük panzehirini beklemektedir.
Öyleyse çok nettir ki, çözümsüzlüğün panzehiri ancak temeli sağlam bir çözümdür.
Ancak çözüm, sürecin çözümü değil, Osmanlı’nın zayıflayıp yıkılışı ve 1938’den günümüze olan sürecin bugün topluma sunduğu çözümsüzlüğün yerine somut gerçeklerin ortaya koyduğu çözümdür.
Biliyoruz ki gerçek çözümler, uygar gelişmiş toplumlarda ancak adaletli bir yaşam biçiminin hayata geçirilmesiyle mümkündür.
Bunun dışında bir çözüm umudu, ancak olsa olsa kör bir umuttur, geleceğimizi karanlıklar içinde bırakacak olan…
“Yolunda yürüyen yolcunun, yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lâzımdır.”
M. Kemâl Atatürk
Umutla…

YORUMLAR