Bir garip olduk demek meseleyi hafifletmek olur.
Biz aslında yoldan çıktık.
Sevgi azalmadı sadece; ihmal edildi.
Hoşgörü kaybolmadı; küçümsendi.
Tahammül bitmedi; zayıflık sayıldı.
Ana babaya saygı ise “çağın gerisinde kalmış bir alışkanlık” denilerek rafa kaldırıldı.
Bugün kimse kimseye katlanamıyor.
Herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor.
Herkes haklı ama kimse hakka razı değil.
Oysa bize ne denmişti?
“Anne babaya ‘öf’ bile demeyin.”
Ama biz öf’ü geçtik.
Ses yükselttik.
Sırt çevirdik.
Yetmedi, yük saydık.
Cenneti aradık ama ana babanın kalbini incittik.
Sonra da huzur istedik.
Sebep burada başlıyor:
Hayatı Allah’ın ölçüsüyle değil, nefsin konforuyla yaşamaya başladık.
Eskiden ayıp vardı, günah vardı, utanmak vardı.
Şimdi her şey “normal”, her şey “özgürlük”, her şey “benim hayatım.”
Ama dikkat edin;
Bu kadar özgürlük iddiasına rağmen bu kadar mutsuz,
Bu kadar bireyselliğe rağmen bu kadar yalnız bir toplum hiç olmamıştı.
Çünkü günah sıradanlaşınca, vicdan köreldi.
Vicdan körelince, merhamet çekildi.
Merhamet çekilince, sevgi kalmadı.
Bugün neden bu kadar tahammülsüzüz?
Çünkü sabrı değil hızı kutsadık.
Çünkü nasihati değil alkışı sevdik.
Çünkü büyüklerin sözünü “köhne”, küçüğün edepsizliğini “özgürlük” sandık.
Anne babasını azarlayan, yaşlanınca yük gören bir nesil yetişti.
Ama kimse şunu sormuyor:
Bu nesle biz ne öğrettik?
Oysa din ne diyordu?
“Cennet, anaların ayakları altındadır.”
Biz cenneti ayaklar altına aldık.
Sonra da niye huzur yok diye sorduk.
Sebep bu.
Sonuç ortada.
Bir çocuğu düşünün…
Anne babası meşgul, çocuk oyalansın diye ekrana teslim edilmiş.
Tablet sus payı, telefon bakıcı, ekran öğretmen olmuş.
Sonra o çocuk büyüyor;
Beklemeyi bilmiyor,
Sabretmeyi bilmiyor,
Sınır tanımıyor.
Çünkü ona terbiye değil, sınırsızlık verdik.
Sonra da “bu çocuk neden böyle?” diye yakındık.
Bugün gençler büyüklerini dinlemiyor deniyor.
Peki biz büyüklüğü yaşadık mı?
Yoksa sadece yaş istedik, edep göstermedik mi?
Şunu da inkâr etmeyelim:
Bu tablo sadece gençlerin eseri değil.
Biz büyükler; susarak, idare ederek, “aman sorun çıkmasın” diyerek bu çürümeye ortak olduk.
Yanlışa sustuk.
Sustukça yanlış kök saldı.
Çözüm var mı?
Elbette var.
Ama kolay değil.
Geri dönmeliyiz.
Ama geçmişe değil; hakikate.
İmana, ahlaka, edebe.
Evde yeniden dua duyulmalı.
Sofrada telefon değil, göz göze bakış olmalı.
Büyüğe saygı, küçüğe merhamet yeniden erdem sayılmalı.
Saygı korkuyla değil, edep ile olur.
Sevgi sözle değil, emekle büyür.
Hoşgörü sınırları kaldırmakla değil, nefsi terbiye etmekle mümkündür.
Aksi hâlde daha da sertleşeceğiz.
Daha da yalnızlaşacağız.
Ve bir gün herkes haklıyken herkes kaybedecek.
Ez Cümle
Bu toplumun kurtuluşu yeni kavramlarda değil, eski hakikatlerdedir.
Derhal dönmeliyiz.
Geç olmadan.

YORUMLAR