Bizim nur topu gibi fikrimiz var
Yüzyıllardır insanlığın başına bela olan bilimin aydınlığından, aklın yorucu tutarlılığından ve kanıt denilen o sevimsiz ayrıntıdan büyük ölçüde kurtulduk.
Hepimize kocaman bir aferin…
Artık bir düşüncenin doğru olup olmadığını anlamak için araştırma yapmamıza gerek yok. İçimize doğması yeterli. Hatta içimize doğmasına da gerek yok; çok takipçisi olan biri yüksek sesle söylediyse mesele kapanmıştır. Çünkü günümüzde hakikat, kanıtla değil etkileşim oranıyla belirleniyor.
Bir bilgi çok paylaşılmışsa doğrudur. Büyük harflerle yazılmışsa önemlidir. Sonuna üç ünlem konmuşsa tartışılmazdır. Arka fonda ürkütücü bir müzik varsa zaten akademik makaleye ihtiyaç kalmamıştır.
Eskiden insanlar veri toplar, deney yapar, sonuçları karşılaştırırdı. Ne zahmetli zamanlarmış. Şimdi bir tanıdığımızın komşusuna iyi gelen yöntem, bütün insanlık için yeterli bilimsel kanıt sayılıyor.
“Bende işe yaradı.”
Yüzlerce yıllık bilimsel yöntemi tek cümleyle geçersiz kılan muhteşem ifade.
İstatistik mi? Gerek yok.
Yan etki mi? Negatif düşünmeyelim lütfen.
Zaten bilimin en büyük kusuru da budur: Kesin konuşmaktan çekinir. “Mevcut verilere göre” der, “yeni bulgularla değişebilir” der.
Oysa biz tereddütlü cümleleri sevmeyiz. Bizim kesinliğe ihtiyacımız vardır. Yanlış da olsa kesin olsun.
Çünkü bilim rahatımızı bozar. İnandığımız şeylerin yanlış olabileceğini, güçlü insanların yanılabileceğini, kalabalıkların her zaman doğruyu temsil etmediğini hatırlatır.
Bu nedenle akıl, toplumların en sevilen misafiri değildir. Akıl geldiği evde mobilyaların yerini değiştirir. Bilim ise duvara asılı bazı kanaatlerin aslında boş çerçeveler olduğunu gösterir.
Toplumlar bilimden vazgeçtiğini açıkça söylemez. Önce bilim insanlarını dinliyormuş gibi yapar. Sonra uzman görüşünü, kahve sohbetindeki kanaatle eşitler.
Bir tarafta yıllarca eğitim almış, araştırma yapmış biri vardır. Diğer tarafta “Ben öyle düşünmüyorum” diyen biri. Ve ikisi eşit kabul edilir.
Çünkü bilgiyle bilgisizlik arasında fark gözetmek kibir, her konuda fikri olmak ise özgürlük sayılmaktadır. Böylece herkes aynı anda hekim, psikolog, ekonomist, tarihçi ve deprem uzmanı olabilir. Diploma gereksizdir. İnternet bağlantısı ve biraz özgüven yeterlidir.
Yanlış bilgi zaten gerçeğe göre çok daha caziptir. Gerçek karmaşıktır, birçok değişkenden söz eder. Yanlış bilgi ise pratiktir: Her şeyi tek bir nedene bağlar, bir düşman gösterir ve sizi düşünmekten kurtarır. Düşünmek de son yıllarda gereğinden fazla abartılmıştır.
Düşünürseniz çelişkileri fark edersiniz. Çelişkileri fark ederseniz soru sorarsınız. Soru sorarsanız huzur bozulur. O hâlde en iyisi, önceden hazırlanmış cevapları ezberlemektir.
Bir toplum bilimin aydınlığından uzaklaştığında yalnızca laboratuvarlardan uzaklaşmaz. Gerçeklikle bağını da kaybeder.
Başarısızlığın nedenlerini araştırmak yerine kader der. Sistemi sorgulamak yerine bireyi suçlar.
Çocuk başarısızsa tembel, genç umutsuzsa şımarık, yoksul geçinemiyorsa beceriksiz, hasta iyileşemiyorsa yeterince olumlu düşünmemiştir. Böylece bütün sorunların kişisel ve ahlaki bir açıklaması bulunur; yalnızca bilimsel ve yapısal açıklaması bulunmaz.
Çünkü bilimsel açıklama sorumluluk doğurur. Sorumluluk pahalıdır. Hurafe ise sıfır maliyet.
Bilimin çekildiği alan boş kalmaz. O boşluğu sahte uzmanlar, mucize vaat edenler, komplo üretenler ve korku satanlar doldurur.
Cehalet yalnızca bilgi eksikliği değildir; son derece kârlı bir piyasadır. Önce insanları karanlıkta bırakır, sonra onlara el feneri satarsınız. Fenerin pili olmasa da önemli değildir. Kalabalık alkışlıyorsa ışık varmış gibi davranabilirsiniz.
Bilimden uzaklaşan toplumların asıl trajedisi, karanlıkta kaldıklarını fark etmemeleridir. Bir süre sonra gözler karanlığa alışır. Mantıksızlık gelenek, çelişki kültür, sorgulamak ise huzur bozuculuk sayılır.
Oysa bilim kusursuz olduğu için değil, yanlışını düzeltebildiği için değerlidir.
Aklın tutarlılığı da her sorunun cevabını bilmek değildir. Aynı ölçüyü kendimize de başkalarına da uygulayabilmektir. İşimize geldiğinde kanıt isteyip işimize gelmediğinde söylentiye sarılmamaktır.
Fakat bunun için zihinsel dürüstlük gerekir. Bazen “Ben yanılmışım” diyebilmek gerekir.
Biz ise yanılmaktansa gerçeği değiştirmeyi tercih ediyoruz. Bu nedenle kendimizi kutlayabiliriz.
Bilimin rahatsız edici ışığını kısmayı, aklın tutarlılığını esnetmeyi ve gerçeği duygularımıza göre düzenlemeyi başardık.
“Artık önümüzde hiçbir engel yok. Çünkü hakikati yolumuzdan çekmeyi başardık.”

YORUMLAR