Haberebakis.com
Modern nörobilim çalışmaları, insanın çevresini algılama biçiminin Aristoteles’ten bu yana kabul edilen beş duyu anlayışının çok ötesinde olduğunu gösteriyor. Dokunma, görme ve işitmenin yanı sıra denge, beden farkındalığı ve içsel hisler gibi birçok farklı duyusal sistemin aynı anda çalıştığı belirtiliyor. Uzmanlara göre bu sistemler, gün boyunca farkında olunmadan çevreyle kurulan ilişkinin temelini oluşturuyor.
GÜNLÜK HAYATTA FARK ETMEDİĞİMİZ DUYULAR
Sabahları diş macununun ağızda yarattığı karıncalanma hissi, duş sırasında suyun sesi ve ciltte bıraktığı temas, şampuanın kokusu ve ardından taze demlenmiş kahvenin aroması, insanın aynı anda birçok duyuyu kullandığını gösteriyor. Günlük yaşamda ekranlara odaklanırken görme ve işitme ön plana çıkıyor, ancak diğer duyular sürekli olarak aktif kalıyor. Bir cismin pürüzlü yüzeyi, omuzlardaki gerginlik ya da ekmeğin yumuşaklığı bu algıların bir sonucu olarak hissediliyor.
BEŞ DUYU ANLAYIŞI NASIL DEĞİŞTİ?
Aristoteles, insanın beş duyusu olduğunu savunmuştu. Aynı dönemde dünyanın beş elementten oluştuğu düşüncesi de kabul görüyordu. Günümüzde ise bu yaklaşım geçerliliğini yitirmiş durumda. Modern nörobilim, duyuların sayısının beşle sınırlı olmadığını ve insanın dünyayı çok daha karmaşık bir algı sistemiyle deneyimlediğini ortaya koyuyor.
ÇOKLU DUYUSAL DENEYİM NASIL OLUŞUYOR?
Araştırmalar, deneyimlerin neredeyse tamamının çoklu duyusal olduğunu gösteriyor. Görme, işitme, koku alma ve dokunma ayrı ayrı değil, tek bir bütüncül deneyim halinde yaşanıyor. Ne hissedildiği, neyin görüldüğünü; neyin görüldüğü ise neyin duyulduğunu etkileyebiliyor. Örneğin şampuanın farklı kokuları, saçın dokusunun nasıl algılandığını değiştirebiliyor.
KOKU VE DOKUNMA TAT ALGISINI NASIL ETKİLİYOR?
Az yağlı yoğurtlara eklenen bazı kokuların, yapısal katkı maddeleri olmadan ürünü daha yoğun ve kıvamlı hissettirdiği biliniyor. Ağızda hissedilen sıvı kıvamı da kokuların algılanma biçimini değiştiriyor. Tat alma olarak adlandırılan duyunun büyük bir kısmını aslında koku oluşturuyor.
BİRDEN FAZLA DUYUNUN BİRLEŞİMİ OLAN ALGILAR
Science Alert’ta yer alan habere göre, Oxford Üniversitesi’ndeki Crossmodal Laboratuvarı’ndan Profesör Charles Spence, nörobilimcilerin 22 ila 33 arasında farklı duyusal sistem olabileceğini düşündüğünü belirtiyor. Bu duyular arasında, bakmadan uzuvların konumunu algılamayı sağlayan propriosepsiyon yer alıyor.
DENGE VE BEDEN FARKINDALIĞI NASIL SAĞLANIYOR?
Denge hissi yalnızca iç kulaktaki vestibüler sistemle değil, görme ve propriosepsiyonla birlikte çalışıyor. İçsel değişimleri algılamamızı sağlayan interosepsiyon ise kalp atış hızındaki artış ya da açlık gibi durumların fark edilmesini mümkün kılıyor.
SAHİPLİK VE EYLEMLİLİK DUYGUSU
Bazı duyular, kişinin kendi bedenine aitlik hissini de kapsıyor. Felç geçiren bazı hastalar, kollarının kendilerine ait olmadığını hissedebiliyor. Uzmanlara göre bu durum, sahiplik ve eylemlilik duygusunun da ayrı birer duyusal sistem olarak değerlendirilebileceğini gösteriyor.
TAT VE DOKUNMA AYRILMAZ BİR BÜTÜN
Tat alma, dokunma, koku ve gustasyonun birleşimiyle oluşuyor. Dil üzerindeki tat reseptörleri tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve umami tatlarını algılıyor. Meyve aromaları ise ağız ve burun arasındaki etkileşimle ortaya çıkıyor. Çikolatanın kadifemsi hissi ya da yumurtanın akışkanlığı bu birleşimin bir sonucu.
GÖRME DUYUSU BİLE TEK BAŞINA DEĞİL
Görme algısı da vestibüler sistemden etkileniyor. Uçağın kalkışı sırasında kabinin ön kısmının yukarıda hissedilmesi, görme ve denge duyularının birlikte çalışmasının bir örneği olarak gösteriliyor.
UÇAK GÜRÜLTÜSÜ TAT ALGIMIZI NASIL DEĞİŞTİRİYOR?
Science Alert’ın aktardığına göre, Londra Üniversitesi İleri Araştırmalar Okulu’nda yürütülen çalışmalarda uçak gürültüsünün tat algısını etkilediği ortaya kondu. Beyaz gürültü, tuzlu ve tatlı tatların algısını azaltırken umami tadını etkilemiyor. Bu nedenle uçakta domates suyu içmenin daha lezzetli hissettirdiği belirtiliyor.
DUYULAR ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR SÜRÜYOR
Londra’daki Senses Unwrapped adlı interaktif sergide ziyaretçiler, duyuların düşündüklerinden çok daha karmaşık olduğunu deneyimleyebiliyor. “Boyut-ağırlık illüzyonu” gibi deneyler, algının nesnel gerçeklikten nasıl sapabildiğini gözler önüne seriyor. Uzmanlara göre insan duyuları, yalnızca çevreyi algılamayı değil, bedenle kurulan ilişkiyi de şekillendiriyor. Beş duyunun ötesindeki bu sistemler, günlük yaşamda fark edilmeden çalışmaya devam ediyor ve insan deneyiminin temelini oluşturuyor.
