‘Seni belirsiz bir dönemde yaşayasın’.
Son zamanlarda duyduğum en yeni ve en popüler kargış ya da beddua bu.
Benim gibi merak etmiş araştırmışlar, tarihsel kökeni ve kullanım yeri olarak bakıldığında orijini Çin görünse de Çin kaynaklarında böyle bir bedduaya rastlanmamış.
Kayıtlara göre bu kargışı ilk kez 20. yüzyılın başlarında yaşamış olan İngiliz diplomat Sir Hughe Knatchbull-Hugessen kullanmış.
Kullanan İngiliz, Çin’e atfeden de bir İngiliz.
İkinci Dünya Savaşı öncesinde İngiliz siyasetçi Austen Chamberlain “eski bir Çin bedduası” olarak kullanınca bu söz dünya literatürüne girmiş.
Huzursuzluğu, kaosu, krizleri ve istikrarsızlığı içine alan derin bir lanet olarak kabul ediliyor bu beddua.
Hem durgun, barışçıl ve huzurlu bir hayatın aksine sürekli çalkantıların, savaşların, salgınların veya ekonomik krizlerin olduğu bir dönemi temsil ediyor, hem de insanın hayatını düzene koymasına engel olan, her gün yeni bir şokla uyandığı belirsiz bir yaşamı ifade ediyor.
Sakın kimseden böyle bir beddua almayın aman ha!
İnsanın yaşamında göreceği en kötü dönem belirsiz dönemler olsa gerek.
Beddualar veya lanetler, haksızlığa uğramış insanların intikam aracı ya da toplumsal düzeni koruyan ilahi bir uyarı olarak görülmüş insanlık tarihi boyunca.
Farklı dönemlerde, farklı kültürler tarafından kullanılmış yazıtlar ve mitolojik hikayelerde yer alan geleneksel beddualardan örnek verecek olursak.
Hitit kralları yaptıkları antlaşma metinlerinin sonuna ilahi cezalar eklerlermiş. “Eğer bu antlaşmaya uymazsan; buğday yerine diken, koyun yerine kurt biçesin ve suların zehir olsun”.
Bize ait bedduaları hatırlayın, nasıl da iyi niyetli ve kibarmış Hitit kralları.
Eski Sümer tabletlerinde mezar hırsızlarını durdurması umularak yazılan beddualar ise şöyle: “Kaldığın yerlerin en hoşu kapının eşiği olsun, hep yol kıyıları olsun barınağın”.
Antik Atina’daki bir tablette, yarış arabalarını yöneten rakip sürücüler için şu beddua kullanılmış: “Tıpkı bu kurşun gibi değersiz olsunlar ve yarın arenada ezilsinler”.
Eski Ahit metinlerinde düşmanların helak olması ve zalimlerin soyunun kuruması için edilen çok sert beddua formları bulunmuştur, zalimlerin çocuklarının sokaklarda sürünmesi veya annelerin çocuklarını açlıktan kaybetmesi gibi.
Türk halk kültüründe iyi dileklere ‘alkış’, kötü dileklere ise ‘kargış’ deniyor.
Örneğin, ‘ocağın sönsün, dumanın tütmesin’ (soyun kurusun). ‘Kuru dere içinde kalasın’ (çaresiz kalasın, susuzluktan ölesin) ya da ‘yedi sülalene dert gelsin’ gibi.
Diyarbakır yöremize ait şiveli bedduaları Şapka Kaçkını adlı kitabımda kullandım, bakın nasıl?
Rebbi sebaha yetiştirmiye seni.
Allah belay vere köpek selân vere.
Peppig ola ezilesen tökülesen hıtmi haşşek olasan.
Ezrâyil seni söve deligine tepe.
Seç beğen al, ister Çin menşeli ister İngiliz ister antik çağa ait ister bize yani Türk’e ait.
‘Seni belirsiz bir dönemde yaşayasın’ bedduası nasıl da ülkenin şu anki durumuna uyuyor değil mi, adeta cuk oturuyor.
Bu ülkede belirsiz olmayan bir şey gösterebilir misiniz?
Kendimiz ya da ülkemizin geleceğine dair tahmin yaptığımızda üç aşağı beş yukarı tuttuğu o yıllar çok uzakta artık.
Belirsiz her şey.
Belirsiz bir dönemde yaşıyoruz.
Sahi bize kim beddua etti acaba?
Romalılar mı, antik Mısırlılar mı, yoksa Sümerliler mi?
Macit Gürbüz

YORUMLAR