Sebastian Brant’ın Deliler Gemisi çoktan limandan ayrıldı; fakat hiçbir zaman gerçekten uzaklaşmadı. Çünkü bu gemi bir döneme değil, insanın kendine yabancılaşma biçimine aittir. Yüzyıllar geçti, denizler değişti, ama yolcular aynı kaldı. Bugün geminin güvertesinde çanlar çalmaz; bildirimler titreşir. Kaptanın sesi duyulmaz; algoritmalar fısıldar. Delilik artık bağırmaz, dikkat çekmez, hatta çoğu zaman alkışlanır. Medya onu hızla dolaşıma sokar, siyaset ona yön duygusu taklidi yapar, eğitim ise ona akıllı olmayı öğretir ama düşünmeyi unutturur. Bu metin, Brant’ın alegorik gemisini modern dünyanın tam ortasına demirleyerek, deliliğin artık istisna değil, düzenin kendisi haline geldiği bir çağda yaşamanın ne anlama geldiğini sorgular.
- MEDYA: GÜRÜLTÜNÜN KAPTANLIĞI
Modern deliler gemisinde en yüksek ses kaptan köşkünden değil, yayın merkezinden gelir. Medya artık olup biteni aktaran bir pencere değil; neyin “olup bitmiş sayılacağına” karar veren bir filtredir. Brant’ın döneminde söylenti ağızdan ağıza yayılırdı; bugün ise saniyeler içinde hakikat kılığına bürünür.
Bu gemide haber, bilgi üretmez; tepki üretir. Düşünmek zaman ister, oysa medya hız ister. Hız arttıkça bağlam küçülür. Küçülen bağlamda gerçekler sığmaz; yerini başlıklar alır. Başlıklar ise anlam değil, yön verir.
Delilik burada şudur:
İnsan, maruz kaldığı şeyin kendisi tarafından seçildiğini sanır.
Oysa medya düzeni, Brant’ın delilerini bile kıskandıracak bir ustalıkla çalışır. Korku tıklanır, öfke paylaşılır, basitlik ödüllendirilir. Karmaşık olan dışlanır; çünkü karmaşıklık düşünmeyi gerektirir. Geminin en tehlikeli yolcuları artık cahiller değil, yarım bilenlerdir.
Medya çağında delilik, yanlış bilgiye inanmak değil; doğru bilginin artık bir önemi olmadığını kabullenmektir.
- SİYASET: DÜMENSİZ GÜÇ
Sebastian Brant’ın gemisinde yöneticiler vardı; ama bilgelik yoktu. Bugünün siyasetinde de durum farklı değil, yalnızca daha sofistike. Modern siyaset, çözüm üretmekten çok duygu yönetir. Seçmen yurttaş değildir; hedef kitledir.
Bu gemide siyasetçi kaptan rolü oynar, ama rotayı çizmez. Çünkü rota çizmek risklidir; oysa belirsizlik sürdürülebilirdir. Sürekli kriz, sürekli aciliyet, sürekli “son viraj” söylemi… Gemi aslında dönüp durur.
Delilik burada kolektiftir:
İnsanlar, kendilerini yönetenlerin kendilerinden daha az bildiğini fark eder ama yine de yönlendirilmek ister.
Brant’ın eleştirdiği kibir bugün popülizm olarak karşımıza çıkar. Basit cevaplar, karmaşık sorunları bastırır. Hakikat, oy kaybettiriyorsa ertelenir. Ahlak, kazanıyorsa sahiplenilir.
Siyasetin deliliği şudur:
Gemi su alırken yolculara “ne kadar hızlı gittiği” anlatılır.
III. EĞİTİM: BİLGİ VAR, YÖN YOK
Eğitim, Deliler Gemisi’nin en trajik güvertesidir. Çünkü burası, teoride gemiyi kurtarabilecek tek yerdir. Ama modern eğitim sistemi, düşünmeyi değil uyum sağlamayı öğretir.
Brant cehaleti eleştirirdi. Bugün cehalet biçim değiştirdi:
Diplomalıdır. Sertifikalıdır. Ölçülmüştür.
Eğitim artık soru sormayı değil, doğru cevabı işaretlemeyi ödüllendirir. Öğrenci bilmezlikten değil, meraktan vazgeçtiği için yoksullaşır. Bilgi, anlam üretmez; performans üretir.
Delilik burada sessizdir:
İnsanlar yıllarca öğrenir ama ne için öğrendiklerini hiç sormaz.
Gemide herkes eğitimlidir, ama kimse yön tayin edemez. Çünkü eğitim, bireyi özgürleştirmek yerine sisteme entegre etmeyi amaçlar. Eleştirel akıl “tehlikeli”, itaat “başarılı” sayılır.
Bu yüzden modern deliler gemisi en çok okullardan beslenir. Çünkü orada sorgulamayan ama bilen insanlar yetişir.
GENEL SONUÇ: AYNI GEMİ, ÜÇ AYNA
Medya, siyaset ve eğitim birbirinden bağımsız değildir. Aynı geminin üç aynasıdır:
Medya ne düşüneceğimizi
Siyaset neye inanacağımızı
Eğitim ne sormayacağımızıbelirler.
Sebastian Brant’ın asıl dehası burada ortaya çıkar:
Delilik bir kurumun değil, bir düzenin ürünüdür.
Bugün deliler gemisi batmıyor; çünkü batış erteleniyor. Gürültüyle, krizle, hızla, meşguliyetle. Ama yön hâlâ yok.
Ve belki de en zor soru şudur:
Bu gemide akıllı olmak, gerçekten kurtulmak mıdır; yoksa sadece daha erken fark etmek mi?

YORUMLAR