Sabah evden çıkmadan hemen önce aynaya attığın o son bakışı düşün.
Herkesin vardır o bakışı.
Kapıdan çıkmadan birkaç saniye önce kendine şöyle bir göz gezdirirsin. Saçın tam istediğin gibi durmamıştır. Gömleğin düşündüğün kadar iyi görünmüyordur. Gözlerinin altında uykusuzluktan kalan hafif gölgeler vardır. Belki yüzünde küçücük bir sivilce çıkmıştır.
Ve bazen tüm günün kaderini belirleyen cümle tam o anda zihninden geçer:
“Bugün iyi görünmüyorum.”
Ne kadar masum bir cümle gibi duruyor değil mi?
Oysa çoğu zaman bu yalnızca dış görünüşe dair basit bir yorum değildir. İnsan zihni burada küçük bir estetik değerlendirme yapıp kenara çekilmez. Çok daha ileri gider. Dış görünüş hakkında verdiği kararı, karakteri hakkında verilmiş bir hükme dönüştürür.
Bugün iyi görünmüyorum.Demek ki özgüvenim düşük olacak.
Özgüvenim düşük olursa daha az konuşacağım.
Daha az konuşursam daha az fark edileceğim.
Daha az fark edilirsem daha değersiz hissedeceğim.
Bir ayna karşısında başlayan düşünce, bazen günün tamamını rehin alır.
İşin ironik tarafı da şudur: Dış dünya çoğu zaman bizim zihnimiz kadar acımasız değildir.
Psikolojide buna çok benzeyen ilginç bir kavram var: Spotlighteffect
Türkçeye genellikle “spot ışığı etkisi” diye çevriliyor ama ben günlük hayatta buna biraz daha şiirsel bir isim vermeyi seviyorum: “İlgi odağı yanılgısı”.Çünkü tam olarak olan şey budur.
İnsan, herkesin ona baktığını sanır.
Yeni aldığı ceketi herkes fark edecekmiş gibi hisseder.
Sunumda yanlış söylediği kelimeyi herkesin hafızasına kazıdığını düşünür.
Burnundaki küçücük kusurun odadaki herkes tarafından görüldüğüne inanır.
Oysa gerçek hayat çok daha dağınıktır.
Metroda karşılaştığın adam muhtemelen kredi kartı borcunu düşünüyor.
Kafede oturan kadın belki dün geceki ayrılığı zihninde tekrar yaşıyor.
Ofiste yanından geçen biri kendi performans kaygısıyla meşgul.
Kimse senin düşündüğün kadar sana odaklanmıyor aslında.
Ve dürüst olalım: bu kötü haber değil. Bilakis, özgürleştirici bir haber.
Fakat tam burada başka bir paradoks başlıyor.
İnsanlar görünüşüne sandığın kadar dikkat etmiyor olabilir.Ama senin görünüşün hakkında düşündüklerin gerçekten hayatını etkiliyor.Yani mesele insanların seni nasıl gördüğü değil yalnızca; senin kendini nasıl gördüğün.
İşte burada psikolojinin başka bir ilginç kavramı devreye giriyor: Enclothedcognition
Türkçede buna en sade haliyle “kıyafetin zihin üzerindeki etkisi” diyebiliriz. Bu konuda yapılan araştırmalar gösteriyor ki:Giydiğin şey yalnızca başkalarının seni algılayışını değil, senin kendi zihinsel performansını da etkileyebiliyor.
Beyaz önlük giyen biri daha dikkatli hissedebiliyor.
Resmî kıyafet bazen daha otoriter bir ruh hali yaratabiliyor.
Spor kıyafetleri insanı harekete daha yatkın hale getirebiliyor. Çünkü insan zihni kumaşa değil, anlamlara tepki verir.
Bir takım elbise bazen yalnızca kumaş değildir.Bazen güç hissidir.
Bir spor ayakkabı bazen sadece ayakkabı değildir.Bazen hareket çağrısıdır.
Bir kırmızı ruj bazen yalnızca makyaj değildir.Bazen cesaretin küçük bir ritüelidir.
Modern dünya bunu çok iyi biliyor ve kullanıyor.
Moda sektörü kulağına fısıldıyor: Bunu al, daha değerli hissedeceksin.
Kozmetik sektörü diyor ki: Kusurlarını kapat, daha kabul edilebilir ol.
Sosyal medya ise çok daha sert: Yeterince estetik görünmüyorsan görünmezsin.
Ve böylece insanlar ruhlarını büyütmek yerine sürekli dış kabuklarını güncellemeye başlıyor.
Yeni telefon.
Yeni kıyafet.
Yeni filtre.
Yeni estetik müdahale.
Ama eski özgüvensizlik olduğu yerde duruyor.
Bu biraz delik bir kovaya su doldurmaya benziyor.Ne kadar eklersen ekle, bir yerden eksiliyor.
Çünkü gerçek özgüven çoğu zaman çok daha sessiz bir yerde başlar. O da şu düşüncededir:
“İyi görünürsem değerli olurum.” Yerine“Ben zaten değerliyim ve bu iç huzur dışarıya da yansır.”
Bu iki cümle arasındaki fark sandığından çok daha büyüktür.
Biri seni sürekli dış onayın peşinden koşturur.Diğeri seni kendi merkezine geri getirir.
Dikkat edersen tarihte etkileyici bulunan birçok insan klasik güzellik standartlarına hiç uymuyordu.
Winston Churchill klasik anlamda karizmatik bir yüze sahip değildi.Barbra Streisand görünüş baskısına rağmen kendi çizgisini bozmadı.Steve Jobs yıllarca aynı sade kıyafetleri giydi.
Ama onları unutulmaz yapan şey yüz hatları değildi.
Netlikti.
Tutarlılıktı.
Enerjiydi.
Kendileriyle kavga etmiyor oluşlarıydı.
Sanırım en güçlü insanlar şu soruyu değiştirebilen insanlar:
“Ben nasıl görünüyorum?”yerine“Ben ne inşa ediyorum?”
Çünkü sürekli aynaya bakan biri hayatı kaçırabilir.
Ama hayatın içine gerçekten karışan biribir gün aynaya baktığında aynı yüzü çok daha güzel görebilir.
Belki mesele daha güzel görünmek değildir.
Belki mesele, kendi zihninde daha küçük görünmeyi bırakmaktır.

YORUMLAR