Ali Cengiz…
Çocukluğumuzdan kalma bir masal hilesi. El çabukluğu, göz boyama, “bak buradaydı ama artık yok” numarası. Aslında ortada sihir yoktur; sadece dikkatin başka yere çekilmesi vardır. Tavşan şapkadan çıkmaz, sen şapkaya bakarken cebinden yürütülür. Masal biter, çocuk anlar: kandırılmıştır. Ama yetişkin dünyasında işler bu kadar masum değildir. Çünkü artık masal anlatanlar, ordulara, bankalara, medya ağlarına ve “iyi niyet” sözlüğüne sahiptir.
Modern dünyanın Ali Cengiz’i artık tek başına bir adam değil; kurumsallaşmış, akademik raporlarla süslenmiş, Hollywood efektleriyle cilalanmış bir sistemdir. Ve bu sistemin en mahir oyuncularından biri, hiç şüphesiz ABD’dir.
ABD’nin dış politikası uzun zamandır bir illüzyon gösterisi gibidir. Önce sahne kurulur: “Tehdit.” Sonra müzik girer: “Demokrasi, özgürlük, insan hakları.” Ardından ışıklar söner: “Askerî müdahale.” Işıklar yeniden yandığında sahnede başka bir dekor vardır: parçalanmış ülkeler, iç savaşa sürüklenmiş toplumlar, kontrol edilebilir kaoslar… Ve en sonda alkış beklenir: “Barış getirdik.”
Oysa sorulması gereken soru şudur: Hangi barış? Kimin barışı?
Ortadoğu bu oyunun en eski sahnesidir. Haritası cetvelle çizilmiş, fay hatları bilerek derinleştirilmiş bir coğrafya. Irak’ta “kitle imha silahları” denildi, bulunamadı; ama bir ülke bulunduğundan daha kötü bir hale getirildi. Afganistan’da “terörle mücadele” denildi, yirmi yıl sonra geriye sadece yıkıntılar ve hayal kırıklığı bırakıldı. Libya’da “diktatör devrildi”, ama devlet de onunla birlikte devrildi. Suriye’de “özgürlük” kelimesi havada uçuşurken, milyonlarca insan yollara düştü, şehirler harabeye döndü.
Her seferinde aynı Ali Cengiz numarası:
Önce karıştır, sonra seyret.
Önce böl, sonra yönet.
Önce yak, sonra “itfaiyeci” olarak gel.
Asıl ustalık ise silah kadar güçlü başka bir alandadır: algı yönetimi. ABD sadece bomba atmaz; kelime de atar. “Özgürlük savaşçısı” dediğini yarın “terörist” ilan edebilir. Dün desteklediğini bugün düşman yapabilir. Medya, sivil toplum, akademi ve sinema bu dilin taşıyıcısıdır. Bir halkın hafızası, manşetlerle yeniden yazılır. Bir işgal, “operasyon” olur. Bir sömürü, “istikrar paketi.”
Doğal zenginlikler bu masalın gizli hazinesidir. Petrol, doğalgaz, nadir madenler… Masalda ejderhanın koruduğu altınlar vardır; modern dünyada ise “istikrarsız bölgelerdeki stratejik kaynaklar.” Ne tesadüf ki barış götürülen ülkelerin çoğu, yeraltı zenginlikleriyle de anılır. Barış gelir ama refah gelmez. Demokrasi gelir ama halkın iradesi hep bir yerlere takılır. Seçimler yapılır ama sonuçlar hep “uyumlu” olur.
Bu oyunun en acı tarafı şudur: Bedeli halklar öder. Ne Washington’daki siyasetçi, ne New York’taki borsa. Bedeli Bağdat’ta, Gazze’de, Şam’da, Kabil’de sıradan insanlar öder. Çocuklar, masalları öğrenmeden Ali Cengiz oyunlarının figüranı olur.
Tarih bize şunu öğretir: İmparatorluklar kendilerini hep “medeniyet” diye tanıtır. Roma barış diyordu, sömürüyordu. İngiltere düzen diyordu, yönetiyordu. ABD özgürlük diyor, yönlendiriyor. Kelimeler değişiyor, yöntemler güncelleniyor; ama hile aynı kalıyor.
Ve artık dünya yavaş yavaş şunu fark ediyor:
Barış, bombayla gelmez.
Demokrasi, uçak gemisiyle taşınmaz.
Özgürlük, başka bir ülkenin çıkar planına sığmaz.
Ali Cengiz oyunu bir yere kadar sürer. Gün gelir, seyirci numarayı çözer. Gün gelir, alkış kesilir. Ve sahnede kalan, ne sihirbaz olur ne masal… Sadece geride bırakılan enkazın hesabı kalır.
Belki de asıl mesele şudur:
Masalı anlatanlara değil, masalın kime yaradığına bakmak.
Çünkü gerçek dünyada, en tehlikeli hile; “iyilik” kılığına girmiş olandır.

YORUMLAR