Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zehra Sürmeli / Ph.D. Sosyolog
Zehra Sürmeli / Ph.D. Sosyolog

Düşünce Durağı / Akışkan çağda değerlerin çöküşü

İnsanlık, uzun süre değerlerini dağ gibi inşa etti.

Ahlak sağlamdı, kimlik sabitti, aidiyet neredeyse kader gibiydi.

Sonra bir gün, dağ erimeye başladı.

 

Bauman bu çağa “akışkan” dedi:

Çünkü artık hiçbir şey formunu korumuyor.

İlişkiler, meslekler, kimlikler, inançlar…

Her şey geçici, her şey çözülmeye hazır.

Ama asıl soru şu: Değerler mi akışkanlaştı, yoksa insan mı tutunma yeteneğini kaybetti?

 Nietzsche’nin Çekici Hâlâ Yankılanıyor

Nietzsche, yüzyıl önce insanın değerlerini sorguladı.

“Bunlar gerçekten senin değerlerin mi,” diye sordu,

“Yoksa sana öğretilmiş itaat biçimleri mi?”

Bugün bu soru daha yakıcı.

Çünkü modern insan, artık Tanrı’ya değil, algoritmalara itaat ediyor.

Kutsal metinler gitti, yerine trend listeleri geldi.

Ve insan hâlâ aynı hatayı yapıyor:

Kendi değerlerini yaratmak yerine, kendisine sunulanları tüketiyor.

Nietzsche’nin “sürü ahlakı” dediği şey, bugün “çoğunluk görüşü” adıyla dolaşıyor.

Beğeni sayısı hakikatin yerine geçti. Onay, vicdanın yerini aldı.

Bauman’ın Akışkanlığında Çözülen Bağlar

Bauman der ki:

Modern insan artık hiçbir şeye bağlanmak istemiyor, çünkü bağlanmak risklidir.

İlişkiler “deneyim” oldu,

Meslekler “geçici durak”,

Kimlikler “profil güncellemesi”.

Her şey iptal edilebilir, değiştirilebilir, silinebilir. Ama bu esneklik özgürlük üretmedi.

Aksine, sürekli bir tedirginlik doğurdu: Ya daha iyisi varsa?

Bu soru, modern insanın içini kemiren asıl sorudur.

Ve bu yüzden kimse bulunduğu yerde gerçekten var olamaz.

Herkes bir sonraki ihtimali kollar. Herkes yarım yaşar.

Bauman’ın dünyasında insan artık bir yolcu değil, bir geçici kullanıcıdır:

İnsanları da, fikirleri de, hayatları da kullanır ve bırakır.

Sadakat artık bir erdem değil, verimsiz bir yatırım gibi görülür.

Byung-Chul Han ve Yorgunluğun Ahlakı

Byung-Chul Han ise başka bir yaraya parmak basar:

Artık bizi kimse zorlamıyor. Biz kendimizi zorluyoruz.

Modern insanın efendisi yok.

Ama içindeki ses sürekli şunu fısıldıyor:

Daha üretken olmalısın.

Daha başarılı olmalısın.

Daha ilginç olmalısın.

Daha mutlu görünmelisin.

Bu yüzden yeni çağın insanı baskı altında değil, performans altında eziliyor.

Eskiden insanlar günahkâr olmaktan korkardı.

Bugün yeterince “iyi” olmamaktan daha fazla korkuyorlar.

Byung-Chul Han’ın dediği gibi: Depresyon, bu çağın itirafıdır. Tükenmişlik, modern insanın manevi etiketi.

Çünkü değer artık “iyi insan olmak” değil, verimli bir proje olmak.

Özgürlük mü, Yönsüzlük mü?

Bütün bu düşünürlerin ortaklaştığı yerde acı bir gerçek yatıyor: İnsan özgürleşmedi.

Sadece bağlarından koptu.

Bağlarından kopan insan boşlukta kalır. Ve boşluk, çoğu zaman özgürlük değil, baş dönmesidir.

Kendi değerlerini yaratacak cesareti olmayan insan, başkalarının sunduğu değerleri satın alır.

Popüler görüşler, hazır kimlikler, paketlenmiş ideolojiler…

Böylece özgürlük bir vitrin olur, içeride ise derin bir yön kaybı yaşanır.

 Belki de Yeni Ahlak: Uyanıklık

Bu çağda erdem artık vefa değil, sadakat değil, fedakârlık değil.

Belki de en radikal erdem şudur: Uyanık kalabilmek.

 

Nietzsche’nin istediği gibi: Sorgulayan bir bilinç.

Bauman’ın önerdiği gibi: Bağ kurabilme cesareti.

Byung-Chul Han’ın aradığı gibi: Sessizliğe ve durmaya direnmeyen bir zihin.

Çünkü düşünmeyen insan özgür değildir. Sadece yönlendirilebilir bir varlıktır.

Bu çağın trajedisi, değerlerin yok olması değil.

Bu çağın trajedisi, insanın kendi değerlerini belirleyemeyecek kadar sanal bir gerçeklik içinde yaşamasıdır.

Nietzsche bugün yaşasaydı belki şöyle derdi: “İnsan Tanrı’yı öldürdü, ama yerine daha sanal putlar koydu.”

Bauman yaşasaydı şunu eklerdi: “Ve artık o putlar bile uzun süre ayakta kalamıyor.”

Byung-Chul Han ise sessizce şunu fısıldardı: “İnsan en çok kendisini tüketti.”

Geriye tek bir soru kalıyor:

Bu çağda insan, kendi iç sesini yeniden inşa edebilecek mi?

Yoksa sonsuza dek, başkalarının değerleriyle süslenmiş bir hayatı yaşamaya devam mı edecek?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI