Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zafer Özcivan / Ekonomist
Zafer Özcivan / Ekonomist

Açlık sınırı 35 bin TL’yi, yoksulluk sınırı 116 bin TL’yi aştı

Mutfakta tencerenin kaynaması her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Markete giden vatandaş, geçen ay aldığı ürünü bu ay daha pahalıya alırken, maaşlar ise aynı hızla artmıyor. İşte tam da bu nedenle her ay açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamları milyonlarca kişi tarafından dikkatle takip ediliyor. Çünkü bu rakamlar sadece bir istatistik değil, vatandaşın günlük yaşamının aynası niteliğini taşıyor.

Türk-İş Konfederasyonu’nun haziran ayına ilişkin araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması, yani açlık sınırı, 35 bin 759 liraya yükseldi. Aynı ailenin gıda, kira, elektrik, su, doğalgaz, ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gereken aylık gelir ise 116 bin 478 lirayı buldu. Bu rakam ise yoksulluk sınırı olarak ifade ediliyor.

Bu tablo, özellikle sabit gelirle geçinen milyonlarca vatandaş açısından oldukça dikkat çekici bir durumu ortaya koyuyor.

AÇLIK SINIRI NE DEMEK?

Açlık sınırı denildiğinde birçok kişi bunu yanlış anlayabiliyor. Oysa açlık sınırı, insanların aç kalmadan yaşayabilmesi için gereken en düşük gelir anlamına gelmiyor. Bu rakam, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı beslenebilmesi amacıyla yapması gereken aylık gıda harcamasını gösteriyor.

Yani kira bu hesabın içinde yok. Elektrik faturası yok. Su, doğalgaz, internet, çocukların okul masrafı, ulaşım, sağlık giderleri ve giyim de bu hesapta bulunmuyor.

Başka bir ifadeyle, bir ailenin sadece mutfak masrafı bile artık 35 bin lirayı aşmış durumda.

YOKSULLUK SINIRI DAHA ÇARPICI

Asıl dikkat çeken rakam ise yoksulluk sınırı.

116 bin 478 liralık yoksulluk sınırı, dört kişilik bir ailenin insanca yaşayabilmesi için gerekli görülen toplam harcamayı ifade ediyor. Bunun içinde kira, ulaşım, eğitim, sağlık, giyim, iletişim, kültürel harcamalar ve diğer zorunlu ihtiyaçlar da yer alıyor.

Bugün büyük şehirlerde kiraların hızla yükselmesi, özel okul ücretleri, servis giderleri, sağlık harcamaları ve faturalar düşünüldüğünde bu rakamın neden bu seviyelere çıktığı daha iyi anlaşılıyor.

Özellikle dar gelirli aileler için ay sonunu getirmek her geçen gün daha fazla mücadele gerektiriyor.

MAAŞLARLA GEÇİNMEK GİDEREK ZORLAŞIYOR

Türkiye’de milyonlarca çalışan ücretli olarak hayatını sürdürüyor. Emekliler, asgari ücretliler ve düşük gelir grubundaki çalışanlar gelirlerinin büyük bölümünü gıda ve kira harcamalarına ayırıyor.

Gelirlerin önemli kısmı daha maaş alınır alınmaz kira ve faturalara gidiyor. Geriye kalan bölüm ise mutfak alışverişine, çocukların ihtiyaçlarına ve ulaşım giderlerine ayrılıyor.

Ancak fiyatların sürekli yükselmesi nedeniyle vatandaşın alım gücü aynı oranda artmıyor. Sonuçta aile bütçelerinde ciddi açıklar oluşuyor.

Eskiden ayda bir kez yapılan büyük market alışverişi artık haftalara bölünüyor. Vatandaş indirim günlerini takip ediyor, kampanyaları araştırıyor ve daha hesaplı ürünlere yöneliyor.

MUTFAK MASRAFI HER EVİN GÜNDEMİ

Son yıllarda vatandaşın en çok konuştuğu konuların başında market fiyatları geliyor.

Sebze, meyve, et, süt, peynir, yumurta, yağ ve bakliyat gibi temel gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışları aile bütçesini doğrudan etkiliyor.

Özellikle çocuklu aileler sağlıklı beslenme konusunda daha fazla harcama yapmak zorunda kalıyor.

Birçok aile artık kırmızı eti daha az tüketiyor, alışveriş listesini bütçesine göre yeniden düzenliyor.

Ev ekonomisini yöneten milyonlarca kişi, her gün “Bugün ne pişireceğim?” sorusundan önce “Buna bütçem yeter mi?” sorusunu düşünmeye başladı.

ENFLASYONUN ETKİSİ

Açlık ve yoksulluk sınırındaki artışın temel nedenlerinden biri enflasyon.

Fiyatlar yükseldikçe aynı ürünleri satın alabilmek için daha fazla para gerekiyor. Özellikle gıda fiyatlarında yaşanan artışlar açlık sınırını doğrudan yukarı çekiyor.

Enerji maliyetleri, tarımsal üretim giderleri, lojistik masrafları ve döviz kurundaki hareketlilik de fiyatları etkileyen unsurlar arasında yer alıyor.

Ekonomide fiyat istikrarının sağlanması yalnızca piyasalar için değil, vatandaşın günlük yaşamı açısından da büyük önem taşıyor.

GELİR ARTIŞI İLE FİYAT ARTIŞI DENGESİ ÖNEMLİ

Ekonomide sadece ücretlerin artırılması tek başına yeterli olmuyor.

Asıl önemli olan ücretlerin satın alma gücünü koruyabilmesi.

Eğer maaşlar yüzde 20 artarken temel ihtiyaç ürünleri yüzde 40 yükseliyorsa vatandaşın alım gücü geriliyor.

Bu nedenle ekonomik politikalarda hem enflasyonun düşürülmesi hem de gelirlerin yaşam maliyetine uygun şekilde korunması büyük önem taşıyor.

ORTAK HEDEF DAHA GÜÇLÜ ALIM GÜCÜ

Uzmanlara göre açlık ve yoksulluk sınırındaki yükseliş sadece rakamlardan ibaret değil. Bu veriler toplumun yaşam maliyetindeki değişimi gösteren önemli göstergeler arasında bulunuyor.

Ekonomide kalıcı fiyat istikrarının sağlanması, üretimin artırılması, verimliliğin yükseltilmesi ve enflasyonun kontrol altına alınması vatandaşın alım gücünü artıracak en önemli adımlar arasında görülüyor.

Sonuç olarak Türk-İş’in açıkladığı haziran ayı verileri, milyonlarca vatandaşın günlük hayatta yaşadığı ekonomik zorlukları sayılarla ortaya koyuyor. Açlık sınırının 35 bin lirayı, yoksulluk sınırının ise 116 bin lirayı aşması, hayat pahalılığının aile bütçeleri üzerindeki baskısını açık biçimde gösteriyor. Önümüzdeki dönemde fiyat istikrarının güçlenmesi, gelirlerin satın alma gücünün korunması ve ekonomik dengelerin iyileştirilmesi hem çalışanların hem emeklilerin hem de tüm toplumun ortak beklentisi olmaya devam edecek.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI