Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zafer Özcivan / Ekonomist
Zafer Özcivan / Ekonomist

Açık öğretimin denetimsiz genişlemesi

Türkiye’de yükseköğretim sistemi son yirmi yılda niceliksel olarak büyük bir dönüşüm yaşadı. Üniversite sayısı artarken, örgün eğitimin yanı sıra açık ve uzaktan öğretim programları da hızla yaygınlaştı. Başlangıçta “herkes için eğitim”, “hayat boyu öğrenme” ve “fırsat eşitliği” gibi güçlü gerekçelerle desteklenen açık öğretim modeli, bugün gelinen noktada farklı bir tartışmanın merkezinde yer alıyor: Denetimsiz ve plansız genişleme. Açık öğretimin kontrolsüz büyümesi, eğitim kalitesinden işgücü piyasasına, akademik itibardan toplumsal algıya kadar pek çok alanda yapısal sorunlar doğuruyor.

Başlangıçtaki İyi Niyetli Amaçlar

Açık öğretim sistemi, özellikle coğrafi, ekonomik ve sosyal nedenlerle örgün eğitime erişemeyen bireyler için önemli bir kapı araladı. Çalışmak zorunda olan gençler, ev içi sorumlulukları nedeniyle eğitimine ara veren kadınlar, ikinci üniversite okumak isteyen yetişkinler için açık öğretim gerçek bir fırsat sundu. Dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte bu model, çağın gerekliliklerine uygun bir esneklik de sağladı.

Ancak sorun, bu modelin sınırlı ve hedefli bir tamamlayıcı araç olmaktan çıkıp, yükseköğretim sisteminin ana taşıyıcı unsurlarından biri haline gelmesiyle başladı. Açık öğretim programlarının kontenjanlarının hızla artırılması, nitelik tartışmasını kaçınılmaz kıldı.

Denetim Sorunu ve Kalite Erozyonu

Açık öğretimin en temel sorunlarından biri, akademik denetim mekanizmalarının zayıflığıdır. Ders içeriklerinin güncelliği, ölçme ve değerlendirme süreçlerinin güvenilirliği, öğrenci kazanımlarının gerçekliği çoğu zaman yeterince şeffaf değildir. Sınav güvenliği, ödev ve projelerin bireysel emeği yansıtıp yansıtmadığı gibi konular, açık öğretimde örgün eğitime kıyasla daha kırılgan alanlar olarak öne çıkmaktadır.

Denetimsiz genişleme, açık öğretimi niceliksel bir başarı hikâyesi gibi gösterirken, niteliksel bir gerilemeyi de beraberinde getirmektedir. Diploma sayısı artmakta, ancak bu diplomaların temsil ettiği bilgi ve beceri düzeyi giderek tartışmalı hale gelmektedir. Bu durum, yalnızca açık öğretim mezunlarını değil, tüm yükseköğretim sistemini etkileyen bir itibar sorununa dönüşmektedir.

İşgücü Piyasasında Açık Öğretim Mezunları

Açık öğretimin kontrolsüz büyümesinin en somut yansımalarından biri işgücü piyasasında görülmektedir. Aynı alanlarda, benzer diplomalara sahip ancak çok farklı eğitim süreçlerinden geçmiş mezunlar iş aramaktadır. İşverenler açısından diploma, tek başına yeterli bir gösterge olmaktan çıkmakta; adayın hangi eğitim modelinden mezun olduğu giderek daha fazla sorgulanmaktadır.

Bu durum, açık öğretim mezunları için dolaylı bir ayrımcılık riskini de beraberinde getirmektedir. Denetimsiz büyüme nedeniyle kalite algısı zayıfladıkça, açık öğretim diploması taşıyan bireyler iş piyasasında daha fazla açıklama yapmak zorunda kalmaktadır. Böylece açık öğretimin “fırsat eşitliği” iddiası, ironik biçimde yeni eşitsizlik alanları üretmektedir.

Akademik Yığılma ve Plansızlık

Açık öğretim programlarının büyük bölümü, işgücü piyasasında zaten doygunluk yaşayan alanlarda yoğunlaşmaktadır. İşletme, iktisat, kamu yönetimi gibi bölümler, açık öğretimde en fazla öğrenciye sahip alanlar arasında yer almaktadır. Bu plansız yığılma, mezun sayısını artırırken istihdam olanaklarını genişletmemektedir.

Sonuç olarak açık öğretim, genç işsizliğini azaltmak bir yana, diplomalı işsizler ordusunu büyüten bir yapıya dönüşme riski taşımaktadır. Eğitim ile istihdam arasındaki bağın zayıflaması, sistemin en kritik kırılma noktalarından biridir.

Akademisyen Yükü ve Kurumsal Sorumluluk

Açık öğretimin genişlemesi, akademisyenler açısından da ayrı bir sorun alanı yaratmaktadır. Binlerce öğrencinin kayıtlı olduğu derslerde, bireysel geri bildirim, akademik rehberlik ve nitelikli ölçme-değerlendirme pratik olarak imkânsız hale gelmektedir. Bu durum, akademisyeni bilgi aktarıcısından çok içerik yükleyicisine dönüştürmekte, akademik emeğin niteliğini aşındırmaktadır.

Üniversiteler ise açık öğretimi çoğu zaman bütçe dengeleme aracı olarak görme eğilimindedir. Yüksek öğrenci sayısı, düşük birim maliyet ve sürekli gelir akışı, açık öğretimi cazip kılmaktadır. Ancak bu yaklaşım, üniversitenin kamusal sorumluluğunu ikinci plana itmektedir.

Toplumsal Algı ve Eğitim Değeri

Denetimsiz genişleme, toplumda eğitimin değerine ilişkin algıyı da zedelemektedir. Diploma sahibi olmanın bilgi, beceri ve entelektüel donanımı temsil etmediği düşüncesi yaygınlaştıkça, eğitim sistemi genel olarak sorgulanır hale gelmektedir. Bu durum, gençlerin eğitime olan motivasyonunu düşürmekte, “nasıl olsa herkes mezun oluyor” anlayışını beslemektedir.

Eğitim, bireysel gelişimin yanı sıra toplumsal ilerlemenin de temel unsurudur. Açık öğretimin nitelik sorunu, yalnızca bireysel kariyerleri değil, toplumsal bilgi düzeyini de doğrudan etkilemektedir.

Ne Yapılmalı?

Açık öğretim tamamen reddedilmesi gereken bir model değildir. Aksine, doğru planlandığında ve etkin biçimde denetlendiğinde yükseköğretim sisteminin önemli bir tamamlayıcısı olabilir. Ancak bunun için bazı temel adımlar atılmalıdır:

  • Açık öğretim kontenjanları, işgücü piyasası ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getirilmelidir.
  • Ölçme ve değerlendirme süreçleri şeffaflaştırılmalı, sınav güvenliği güçlendirilmelidir.
  • Program içerikleri düzenli olarak güncellenmeli, uygulama ve beceri odaklı modüller artırılmalıdır.
  • Açık öğretim, örgün eğitimin alternatifi değil, belirli gruplar için tamamlayıcı bir model olarak yeniden konumlandırılmalıdır.

Sonuç: Nicelikten Niteliğe Geçiş Zorunluluğu

Açık öğretimin denetimsiz genişlemesi, kısa vadede erişimi artırmış gibi görünse de uzun vadede eğitim sisteminin bütününü yıpratan bir etki yaratmaktadır. Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey daha fazla diploma değil, daha nitelikli eğitimdir. Nicelik odaklı büyüme anlayışından vazgeçilmediği sürece, açık öğretim fırsat olmaktan çıkıp sessiz bir eğitim krizine dönüşmeye devam edecektir.

Eğitim politikalarında asıl soru şudur: Herkesi üniversiteli yapmak mı, yoksa üniversiteyi gerçekten anlamlı kılmak mı? Açık öğretimin geleceği, bu soruya verilecek samimi yanıtla şekillenecektir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

google-site-verification=pKYdm1P9QWf8S82xedMpcv7sapcdzwpHCvR_FPmt-LI