Dünya ekonomisinin iki büyük gücü olan Avrupa Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ticaret ilişkileri uzun süredir inişli çıkışlı bir süreçten geçiyor. Taraflar bir yandan ekonomik ortaklıklarını güçlendirmek isterken, diğer yandan siyasi gerilimler, gümrük anlaşmazlıkları ve küresel rekabet nedeniyle zaman zaman karşı karşıya geliyor. Son dönemde ise dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Avrupa Birliği, ilişkilerdeki belirsizlikler tamamen ortadan kalkmamış olmasına rağmen ABD ile yeni bir ticaret anlaşmasını kabul etti.
Ancak bu gelişme yalnızca “iki taraf anlaştı” şeklinde değerlendirilmiyor. Çünkü ekonomik çevrelerde ve iş dünyasında asıl konuşulan konu, anlaşmanın içeriğinden çok gelecekte ne olacağı sorusu. Uzmanlar, “İmzalar atıldı ama soru işaretleri hâlâ masada duruyor” yorumunu yapıyor.
Bu durum sıradan vatandaş için uzak ve karmaşık görünebilir. Ancak işin özünde mesele oldukça basit: Dünyanın en büyük ekonomileri arasında yaşanan her gelişme, market rafından otomobil fiyatına, çiftçinin gelirinden fabrikadaki üretime kadar birçok alanı etkileyebiliyor.
NEDEN BÖYLE BİR ANLAŞMAYA İHTİYAÇ DUYULDU?
Son yıllarda küresel ekonomide dengeler önemli ölçüde değişmeye başladı. Pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizleri ve küresel tedarik zincirlerinde yaşanan sorunlar ülkeleri yeni arayışlara itti.
Eskiden şirketler ürünlerini dünyanın herhangi bir yerinden daha düşük maliyetle üretebiliyordu. Ancak son yıllarda ekonomik güvenlik konusu en az maliyet kadar önemli hale geldi.
Örneğin Avrupa’daki bir otomobil üreticisi, ihtiyaç duyduğu parçaları başka ülkelerden temin ederken artık yalnızca fiyatı düşünmüyor. Şu soruları da soruyor:
“Ürün zamanında gelir mi?”
“Bir siyasi kriz yaşanırsa tedarik durur mu?”
“Yeni vergiler gelir mi?”
İşte AB ile ABD arasındaki anlaşmanın arkasındaki önemli nedenlerden biri de bu. Taraflar ekonomik ilişkileri daha güvenli ve daha öngörülebilir hale getirmek istiyor.
BELİRSİZLİK NEDEN DEVAM EDİYOR?
İşte tam bu noktada mesele karmaşık hale geliyor.
Çünkü Avrupa ile Amerika arasındaki ilişkiler her zaman sorunsuz ilerlemiyor. İki taraf müttefik olsa da ekonomik çıkarlar söz konusu olduğunda zaman zaman sert rekabet yaşanabiliyor.
Özellikle bazı sektörlerde ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor:
- Çelik ve alüminyum ürünleri
- Otomotiv sektörü
- Tarım ürünleri
- Teknoloji şirketleri
- Yeşil enerji yatırımları
Örneğin ABD’nin kendi sanayisini desteklemek amacıyla uyguladığı bazı teşvikler Avrupa’da rahatsızlık yaratıyor. Avrupa’daki üreticiler, Amerikan şirketlerine verilen desteklerin haksız rekabete neden olabileceğini düşünüyor.
Bir Avrupa sanayicisinin durumu özetleyen sözleri oldukça dikkat çekici:
“Ortaklık başka, rekabet başka.”
Yani taraflar aynı masada otururken aynı zamanda birbirleriyle ekonomik yarış da yürütüyor.
AVRUPA NEDEN RİSK ALDI?
Birçok kişi şu soruyu soruyor:
“Eğer belirsizlik sürüyorsa Avrupa neden anlaşmayı kabul etti?”
Bu sorunun birkaç nedeni bulunuyor.
Birincisi ekonomik büyüme.
Avrupa ekonomisi son yıllarda beklenen hızda büyüyemiyor. Enerji maliyetleri yükseldi, üretim maliyetleri arttı ve bazı sektörlerde yavaşlama başladı. Böyle dönemlerde ihracat kapılarının açık tutulması büyük önem taşıyor.
İkinci neden ise küresel rekabet.
Dünya ekonomisinde yalnızca Avrupa ve Amerika yok. Asya ülkelerinin yükselen üretim gücü küresel dengeleri değiştiriyor. Bu nedenle Avrupa, ABD ile ekonomik bağları tamamen zayıflatmak istemiyor.
Üçüncü neden ise stratejik güvenlik.
Ekonomi artık yalnızca para meselesi değil. Teknoloji, enerji, savunma ve kritik ham maddeler de ekonomik ilişkilerin parçası haline gelmiş durumda.
VATANDAŞA NASIL YANSIYABİLİR?
Uluslararası ticaret anlaşmaları ilk bakışta vatandaşın günlük hayatından uzak gibi görünebilir. Ancak etkileri zamanla birçok alanda hissedilebilir.
Eğer ticaret daha düzenli ilerlerse:
- Bazı ithal ürünlerin maliyetleri düşebilir
- Sanayi üretimi artabilir
- İhracat yapan şirketlerin gelirleri yükselebilir
- Yeni yatırımlar gelebilir
- İstihdam artışı yaşanabilir
Fakat diğer tarafta riskler de bulunuyor.
Eğer taraflar arasında ilerleyen dönemde yeni gerginlikler ortaya çıkarsa:
- Ek vergiler gelebilir
- Tedarik sorunları yaşanabilir
- Üretim maliyetleri yükselebilir
- Küresel piyasalarda dalgalanmalar görülebilir
Bu nedenle uzmanlar şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Anlaşma önemli bir adım, ancak tek başına yeterli değil.”
DÜNYA EKONOMİSİ YENİ BİR DÖNEME GİRİYOR
Eskiden ülkeler arasındaki ticaret daha çok “kim daha ucuza üretir?” sorusuna dayanıyordu.
Bugün ise sorular değişti:
“Kim daha güvenli üretir?”
“Kim daha güçlü teknolojiye sahip?”
“Kim tedarik zincirini koruyabilir?”
AB ile ABD arasında yapılan anlaşma da aslında bu değişimin bir parçası olarak görülüyor.
Masada imzalar atılmış olabilir. Ancak ekonomide bazen anlaşmanın imzalanması, yolculuğun başlangıcı anlamına gelir.
Şimdi gözler, tarafların bundan sonraki adımlarında olacak. Çünkü piyasalar için yalnızca imza değil, o imzanın gelecekte nasıl uygulanacağı da büyük önem taşıyor. Dünya ekonomisinin yönü belki de biraz da bu ilişkinin nasıl ilerleyeceğine bağlı olacak.
Kaynak: Euronews

YORUMLAR